|
Teknoloji
icat oldu mertlik bozuldu
Spor
karşılaşmaları sonucunda kazanılan madalyalar ve elde edilen
rekorlar, ne yazık ki gerçeğin sadece bir bölümünü yansıtıyor.
Türkiye ile
Brezilya, dünya şampiyonluğuna giden yolda kritik bir futbol maçı
oynuyor. Dünyadaki bütün Türkler ayakta. Maç o kadar
hareketli ve sürprizli ki, sık sık ya nefesimizi tutuyor ya da
derin nefes alıyoruz. Oyun, sadece 48 yıldır o anı bekleyen Türkiye
için değil, bütün dünya için tam bir futbol ziyafetiydi.
Defalarca dünya şampiyonu olmuş Brezilya'nın oyuncularındaki
gerginliğe karşın, oyuncularımız oldukça hırslı ve rahattı.
Ancak bazı anlarda
bu, bizim için acı bir dezavantaja dönüşüyordu. Rakip
alanlarda hücuma çıktığımız anlarda Ergün, Emre, Fatih
Akyel, Brezilya ile değil de, sanki sıradan bir takımla
oynuyormuşçasına riskli hareketler yaparak topu kaybediyorlardı.
Maçın skorunu belirleyen gol de işte böyle bir pozisyonda
geldi. Ronaldo bir boşluğu değerlendirerek, hiç beklenmedik
bir şekilde 3 oyuncumuz arasından topu ağlara gönderdi.
Halbuki maçın yıldızı Rüştü, çok daha zor 6 gol
pozisyonunu kurtarmış, ama bu pozisyonda bir şey yapamamıştı.
Ancak maç sonrası bütün dünya basını aynı konuda birleşmişti:
"Türkiye-Brezilya karşılaşması şampiyonanın en
kaliteli ve en zevkli maçıydı."
"Top yuvarlaktır"
deyişiyle futbolun temelde bir şans oyunu olduğu kabul edilse
de artık öyle vuruşlara tanık oluyoruz ki, tek başına maçın
skorunu belirleyecek kadar keskin ve şık; kalecilere korkulu rüya,
izleyicilere de tam bir eğlence ve heyecan yaşatacak nitelikte.
Bu zevkli oyunlar için sadece sporculara değil, bilim adamlarına
da teşekkür borçluyuz.
Araştırmacılar, yıllarca
sürdürdükleri titiz ve hassas çalışmalarla futbolcuların
malzemelerini o kadar geliştirdiler ki, artık "mucize
toplar" ve "büyülü ayakkabılar"dan söz
ediliyor.
2002 yılı Dünya
Şampiyonası için üretilen futbol topu, tek başına, dış görüntüsüyle
bile alışılmış çerçevenin dışındaydı. Kırmızı, gri
ve metalik altın rengi deseniyle güzel bir tasarım
sergiliyordu. Ama asıl devrim, topun içinde gerçekleştirilmişti:
Mucize topun deri ve çok ince bir sentetik tabakadan hazırlanan
dış kaplamasının altında, eşit büyüklükte mikro hücrelerden
oluşan bir köpük tabaka bulunuyor.
Bu mikro hücrelerin
içi eşit miktarlarda gazla doldurulmuş, oldukça esnek ve çok
dayanıklı bir yapıya sahip. Bugüne kadar kullanılan ve doğrudan
meşinin altına yapıştırılmış polietilen köpük tabakasına
göre çok daha avantajlı. Mikro hücreler, vuruş enerjisini
topa daha homojen dağıtıyor, böylece güzel bir vuruş için
daha az enerji gerekiyor. Bunun sonucunda top çok daha hassas
tepki veriyor ve sert vuruşlarda daha yüksek uçma hızına kavuşuyor.
Bu
mucize topa vurmak için yine, yüksek teknolojinin katkılarıyla
geliştirilen özel ayakkabılar kullanılıyor. "Büyülü
ayakkabılar"la yapılan her vuruşta, top tam tamına
hesaplanabilir bir süzülme yolu izliyor.
Araştırmacılar,
laboratuvarda, yürüyen bant üstünde test mankenlerine deneme
vuruşu yaptırıyorlar. Örneğin, Adidas laboratuvarında, golcü
robot, yeni "Predator Mania"yı deniyor. Bu ayakkabı,
bilim adamlarının, "bir kramponun topa en yüksek falsoyu
verebilmesi için nasıl tasarlanması gerekiyor?" sorusuna
yanıt ararken yaptıkları binlerce denemenin sonucunda ortaya çıkmış.
Falso, özellikle, serbest vuruş gibi duran toplarda çok önemli.
Oyuncu, topu, ayağının iç ya da dış kısmıyla falso vererek
havalandırdığında, top havada bir kavis çiziyor ve karşı
takımın oluşturduğu barajı yandan aşarak kaleye girme şansını
yakalıyor.
Falso, topa dönme
hareketinin verilmesiyle meydana geliyor. Bu dönme, topu çevreleyen
hava akımını topun bir tarafında hızlandıracak şekilde, diğer
taraftaki hava parçacıklarını çekip götürüyor. Bu noktada,
topu, izlemekte olduğu yoldan çekip alan bir alçak basınç oluşuyor.
Top kendi ekseni etrafında ne kadar hızlı dönerse, falso o
derece büyük, uçuş çizgisi kavisli ve rakibin şaşkınlığı
da büyük oluyor.
Bugüne kadar üretilen
diğer kramponlar da, topa yüksek dönme hareketini verebilen
oluklu lastik elementlerle donatılmıştı. "Predator
Mania"da bu özellik daha da mükemmelleştirildi. Yeni
kramponlar sayesinde, saniyede 6 olan dönüş sayısı saniyede
11'e ulaştı."Büyülü ayakkabılar"da başka
teknolojiler de gizli. Ayakkabının yumuşak plastikten hazırlanan
yüzü, "exoskelett" adı verilen bir tür çok ince
sert plastik tabaka ile kaplanmış. Bu tabaka, ayakkabıyı daha
dengeli ve sağlam kılıyor. Tabanda farklı bir element sıralamasına
gidilmiş. Alışılmışın dışında olan, çok hafif magnezyum
uzantılara sahip olan orta pençe: Dengeyi etkileyen her konumda
yere saplanarak dengeyi koruyor.
Nike da, esnek bir
taban sistemi geliştirerek, buna benzer kaymayı önleyici bir
etkiye ulaşmış. "Mercurial Vapor" adlı yeni
kramponlarda, birkaç saniye içinde değiştirilebilir bir taban
sistemi var. Sentetik ayakkabı yüzü o kadar inceltilmiş ki,
ayak ile top arasında kalan mesafe sadece 3 milimetre.
Nike'ın elde ettiği
sonuçlara göre, top bu şekilde daha iyi hissediliyor ve
kontrollü yönlendiriliyor. "Mercurial Vapor", 196
gramlık ağırlığı ile şimdiye kadar geliştirilen en hafif
birkaç futbol ayakkabısından biri. Üç yıllık bir araştırma
sonucunda Dünya Şampiyonası için özel olarak geliştirildi ve
2.000 saat boyunca 200'den fazla oyuncu tarafından test edildi.
Puma'nın hedefi
ise, yüksek teknolojiyle donatılmış, olabildiğince kişiye özgü
bir ayakkabı geliştirmekti. Araştırmacılar hedeflerine çok
hafif ve oldukça dirençli karbon lifi ve cam elyaf kullanarak
ulaştılar. Bu malzemelerle, anatomik olarak şekillendirilmiş
ve değişebilir iki tane iç taban geliştirilmiş. Oyuncu sert
zeminde darbe emici tabanı, yumuşak zeminde de, ayağa daha yüksek
denge sağlayan diğer tabanı kullanabiliyor. Puma'nın geliştirdiği
bu kramponlar, "Cellerator shudoh" adını taşıyor.
"Shudoh", "Futbolda usta olmaya giden yol"
anlamına geliyor.
Kuşkusuz, karşılaşmalarda
sonucu etkileyen diğer etmenlerden biri de iklim ve hava koşulları.
Nem ve sıcaklığa karşı donanımlı olabilmek için, bazı takımlar,
"cool-motion-teknolojisi"ne sahip formalar giyiyorlar.
Bu buluş, bugüne kadar kullanılan formalardakinden farklı
olarak "iki-katlı konsept"e dayanıyor. Forma ve şortta
bulunan iç astar havayı geçiren polyester mikro liflerden, dış
kat ise pamuklu kumaştan oluşuyor. Bu sistem, bir baca gibi işliyor.
Oyuncu yürüdüğü zaman, iki tabaka arasında giysinin alttaki
havalandırma açıklığından hava giriyor. Burada ısınıyor
ve alttan yeni hava girerken, içeride ısınan hava yukarıdaki açıklıktan
uçup gidiyor. Bu sistem vücut sıcaklığını düzenliyor, nemi
dağıtıyor.
Yüksek
teknoloji başka bir amaca daha hizmet ediyor. "Virtual
Replay" sayesinde, sporcuların zayıf ya da güçlü yönleri
acımasızca gözler önüne serilebiliyor. Bu yeni software
programı sayesinde, TV kanalları, tartışmalı oyun pozisyonlarını
üç boyutlu bilgisayar animasyonu olarak tekrarlayabiliyorlar.
Bunun için bir teknisyen, oyun başlamadan önce programa oyun
alanının ölçülerini yüklüyor. Ayrıca bir de, oyun alanı
çizgilerinin görülebildiği bir fotoğraf taranıyor. Tartışmalı
bir pozisyon ortaya çıktığında, uzman, söz konusu televizyon
görüntülerini bilgisayar ortamına yolluyor.
Fareyle televizyon görüntüsünün
üstüne tıklayarak, oyuncuların pozisyonunu bilgisayar programına
aktarıyor. İkinci kez tıklayınca virtual replay, televizyon görüntüsünü
bilgisayar görüntüsüne dönüştürüyor. Televizyon, görüntüyü
sadece bir açıdan sunarken, bu program, olayı istenilen her açıdan
canlandırabiliyor, buna hakemin bakış açısı da dahil.
Yeşil sahalarda
oyuncularla beraber koşan hakem, karar verirken kuşkusuz "virtual
replay" programından yararlanamaz. Ancak, artık hakemler için
bile özel teknik donanımlar geliştiriliyor. Bunun için,
hakemin yanına, top pas atılırken ofsayt pozisyonu saptayacak
bir yardımcı gerekiyor. Yardımcı, top öne doğru pas atıldığında
elindeki vericinin düğmesine basıyor.
Gönderilen radyo
sinyalleri, kenarda duran çizgi hakeminin elindeki bayrağın sapındaki
alıcılara ulaşıyor. Ofsayt açısından şüpheli bir pozisyon
oluştuğunda, çizgi hakemi sapta bulunan düğmeye basıyor.
Bayrağın sapı titreşirse şüphe doğrulanıyor: oyuncu, pas
atıldığında ofsayt pozisyonundaydı! Bu ilginç buluşun ne
zaman uygulamaya konulacağı henüz bilinmiyor.
Araştırmacılar,
milyonlarca dolar harcayarak diğer dallarda da destek malzemeler
geliştiriyorlar. Bilim adamlarının en son gizli silahlarından
biri de "Laser-Doppler-Aneometrie". Bu, vücut etrafında
oluşan akım alanlarını üç boyutlu olarak görülebilir hale
getiren bir yöntem. Bu teknoloji sayesinde, Rostock Üniversitesi'nde
görevli akım mekaniği uzmanları, tramplenle atlama dalında
zaferi belirleyen etkenin ne olduğunu bulmaya çalışıyorlar.
Yanıtını aradıkları
soru: Olabildiğince az damla sıçratarak suya nasıl dalınabilir?
Sıçrayan damlaların miktarı, puan kaybına yol açıyor çünkü.
Yedi hakem, sadece atlayışı değil, sporcunun suya ne kadar
"pürüzsüz" daldığını da değerlendiriyor.
Sıçratmadan
dalış yapmanın sırrını, araştırmacılar, cansız deney
mankenleri ve lazer yardımıyla "kavitasyon kanalı"nda
çözmeye çalışıyorlar. Burada mankenler, saatte 50 km. hıza
sahip su akıntısına maruz bırakılıyor. Bu, tramplenden
atlayan sporcunun suya çarpma hızına karşılık geliyor. Daldığı
noktada, suya basınç uygulanıyor. Ancak, sporcunun hızı
saniyenin onda birinden daha kısa bir sürede, neredeyse sıfıra
kadar gerilediği için, basınç yükselmesini hemen bir basınç
düşüşü izliyor.
Bunun sonucunda
"kavitasyon" olayı ortaya çıkıyor: Cilt ile suyun
temas ettiği alanlarda su buharlaşıyor. Bunun sonucunda, dalışı
izleyen 1-2 saniye içinde suyun üst yüzeyinde, önlenmesi mümkün,
ikincil gaz baloncukları meydana geliyor. O nedenle, bilim
adamları vücudun çevresinde oluşan akım alanını lazerle,
üç boyutlu olarak görünür hale getiriyor ve mükemmel dalışla
ilgili yeni bilgilere ulaşmaya çalışıyorlar. Bu çalışmalar
için Rostock Üniversitesi araştırmacıları, yılda yaklaşık
40.000 euro harcıyorlar.
Normal yüzme
kategorisinde mükemmele ulaşmak için harcanan para bu kadar yüksek
değil.
Yüzücüler, bir süredir
antrenörlerini mayolarında taşıyorlar. "Digi Coach"
adı verilen ve "high-touch" alıcılarla donatılmış
gri küçük bir kutu, sporcunun yüzme stilini nasıl düzeltebileceği
konusunda bilgiler topluyor. Hız ölçücü, sporcunun yüzerken
vücudunun aldığı şekil ve buna paralel kol ve bacak
hareketlerini üç boyutlu şekilde algılayıp kaydediyor. Bir
mikroişlemci, saniyede yüzden fazla ölçüm yaparak veri
topluyor. Veriler, sinyaller aracılığıyla havuzun kenarında
bulunan bir bilgisayara aktarılıyor. Bilgisayarın başında
duran antrenör verileri değerlendiriyor. Hedef, sporcunun olası
en düşük dirençle suyun içinde kayması. Bunun için
sporcuya, örneğin, "ayak parmaklarını dik tut" gibi
yüzme stilini düzeltecek önerilerde bulunuyor. Gelecekte, bu önerilerin,
simgeleştirilerek yüzme sırasında gözlüğe anında görüntü
olarak yansıtılması amaçlanıyor.
Dijital antrenörün,
maraton koşusu, kürek çekme, kayak ya da bisiklet sürme gibi
spor dallarına da uyarlanması düşünülüyor. Hobi sporlarında
kullanılmaya başladı bile: Web bağlantılı koşu sensorunda
bulunan çok sayıda küçük alıcı, nefes alma, kalp atışı
gibi vücut hareketlerini izliyor ve kaydediyor. Radyo sinyalleri
aracılığıyla veriler, web'deki özel bir homepage'e iletiliyor
ya da SMS bilgisi olarak cep telefonuna gönderiliyor. Böylelikle
sporcu, koşunun ardından, elektronik sağlık teknisyeninin elde
ettiği verileri analiz edebiliyor.
Teknik
gelişmeler, her geçen gün yeni bir meyve veriyor. Bunun en çarpıcı
örneği, dağcıların kondisyonunu geliştirmek için tasarlanan
ve antrenman için her defasında uzaklardaki dağlık alanlara
gitme zorunluluğunu ortadan kaldıran bir makine. 25.000 euro değerindeki
bu alet, ağır bir çelik konstrüksiyon ile buna monte edilen ve
bilgisayar tarafından kontrol edilen üç metre yükseklikte bir
tırmanma plağından oluşuyor.
Üzerinde tutamaçların
bulunduğu plak, yavaş hareketlerle dönerek, sınırsız ve çeşitli
koşullarda tırmanma ortamı yaratıyor. Bilgisayarda yüklü
"rastlantı programı" ile dik yamaçları, yatık düzlemleri
ve daha birçok farklı dağ koşullarını simüle ediyor.
Golf oyununu
geleneksel koşullarla oynamayı seven sporcular da bu tarz yeni
buluşlara göz kırpıyorlar. Bilim adamları, golcüler için,
iyi bir başlangıç vuruşu yapmalarını sağlayan bir platform
geliştirmişler. Zemine yerleştirilen ve "Faithful tee"
adı verilen bu küçük platform, bilgisayar yardımıyla
tasarlandığı için, nasıl vurulursa vurulsun top hep direkt
karşıya hareket ediyor. Profesyonel karşılaşmalar için bu
yardıma izin yok, ancak alıştırma yaparken ideal bir destek.
Tenis dalında da,
karbon bileşimiyle hazırlanan yeni raketler oyuncunun vuruşunu
kolaylaştırıyor. Yaklaşık 210 gram ağırlığındaki yeni
raketler, titandan yapılmış rakip raketlere kıyasla, dört kat
daha sert ve çok daha hafif. Raketin, "sweet spot"
olarak tanımlanan ve topa geri dönüşünü sağlayan vuruş yüzeyi
genişletildiği için daha iyi bir tutuş ve top kontrolü sağlıyor.
Bu alanda darbe emici özelliğe sahip kinetik raketler de, eşsiz
bir teknolojik ürün. Raketin dış çerçevesine, içi küçük
kurşun küreciklerle dolu ince bir bakır boru monte edilmiş.
Gerçi vuruş yapıldığında küreler biraz ses yapıyor, ancak
bu mekanizma, topun çarpmasıyla meydana gelen titreşimi diğer
tenis raketlerine oranla yüzde 43 oranında azaltıyor.
Bu durum, oyuncunun
dirseğinde meydana gelebilecek bir eklem hasarı riskini düşürüyor.
Aynı teknoloji, squash raketlerinde de kullanılıyor. Buz hokeyi
ve beyzbol sopalarında ise deneme aşamasında. Hatta kayak endüstrisinde
de, kayak tahtalarının uçuşmasını engellemek amacıyla
yararlanılması düşünülüyor.
Kayak yapan ve
bobsleigh (5-6 kişilik dümenli kar kızağı) kullananlar hızlarını
artırabilmek için, uçak yapımında kullanılan karbon lifi,
cam elyaf, yapay reçine ve titanyum gibi malzemelerden yararlanıyorlar.
Paten ayakkabılarına ise, yarış otomobili teknolojisinden
yararlanarak dönebilir kızaklar yerleştirilmiş.
Bugün teknolojik açıdan
müdahaleye uğramamış bir spor dalı neredeyse yok. Bisiklet ya
da bobsleigh, kayak ya da yüksek atlama. Bütün alanlarda
teknolojik gelişmelerin etkisini doğrudan görmek mümkün. Günümüzde
spor, geçmişteki amacından çok uzakta, farklı bir yerlerde. Vücudu
güçlendirmek yerine, her ne olursa olsun kazanmayı hedefliyor.
Yüksek antrenmanlı atletlerin elde ettiği sonuçlar birbirine o
kadar yakın ki, saniyenin yüzde biri kadar kısa süreler ve
milimetrik uzaklıklarla belirleniyor dereceler. Sporculara destek
amacını taşıyan malzemelerin yarışı çok daha hararetli. Öyle
görünüyor ki bir sonu da yok.
|