Türkiyenin tek Portal Noktası

Visual web Design

 

 Ana Sayfa Yap.    Sık Kullanılanlara ekle

  Salı,22.05.2012

 ANA SAYFA | SPOR | OTOMOBİL | KARİYER | İLETİŞİM | BİLGİSAYAR | DEPREM | DERGAH | KURBAN ÖZEL

  

...::: Modern Yaşam :::...

Turkpoint Modern Yaşam Köşesi

Konut Giriş Sayfası

Konut

Teknik Bilgi

:: Ev Alırken Dikkat
:: Kontratı Sıkı Tutun
 

MORTGAGE
 NEDİR?

LİNK

:: Konut Firmaları
:: Emlak Firmaları

FUARLAR

Yapı - Endüstri merkezi

www.emlakaktif.com
www.yapitr.com
 
Eğitimli Emlakçılar Derneği
 
“En iyi şehirci en az planlayandır”
 

Hocam bugün hayatımızın ne önemli hadisesi şehir. Siz de bu konuda hayli birikimi olan ve şehir üzerine düşünce üreten birisini bu konuda bize biraz bir şeyler söyleyebilir misiniz?

Turgut CANSEVER : Şehir yapılarının %92’si evlerdir son 60 sene içerisinde 2.Dünya Savaşından sonra Birleşmiş Milletler bütün insanlığı ilgilendiren üç büyük toplantı düzenledi. Bir tanesi 1976 yılında Vancovver konut konferansıdır. İkincisi Rio toplantısı kararlarıdır üçüncüsü de 1996 İstanbul Habitat konferansıdır. Bu çalışmalar o konferanslar da durdurulmadı. Birleşmiş Milletler Nairobi’de bir konut araştırma merkezi tesis etti. Ve bu konferansları bütün dokümanları Nairobi’de o merkez de toplanmıştır. Özellikle iki konut konferansında konutla ilgili olanlar Nairobi’dedir doğrusu ben birinci konferans için Nairobi’ye gidemedim fakat o konferansta çeşitli ülkelerde ne gibi sorunlar olduğu Birleşmiş Milletler tarafından daha evvel bütün ülkelere ve tüm dünya ülkelerine yollanan son derece seçkin elçiler vardır. Birleşmiş Milletlerin elçileri vasıtasıyla bir tanesi Türkiye’ye gelen Arjantin’de başbakanlık yapmış heyet idi üç gün devamlı konuştuk bütün dünya ülkelerine böyle insanları yollayarak o ülkelerin sorunlarını öğrenip Vancovver’da bunlara ciddi çözümler üretmek amaçlı gerçekten konferansın büyük etkisi oldu Türkiye hariç! Şimdi 1996 Habitat konferansı İstanbul’da toplandı. Üç şey oldu bana bir grup sendikacı Türk-İş ve Hak-İş dahil müracaat ettiler. “Ankara’da bu konuda hazırlık yapılıyor bizi de davet ettiler ama ne oluyor anlayamıyoruz Amerika’lılar mı bize kazık atmak istiyor yoksa Ankara’dakiler mi kazık atmak istiyor anlayamıyoruz Allah aşkına bize yardım edin bu iş neyin nesidir ne yapılması lazımdır ne söylenir anlatır mısınız?” dediler. Velhasıl bu insanlarla yapılan toplantı ve Birleşmiş Milletlerden gelen dokümanların da gözden geçirilmesi suretiyle Hak-İş tarafından basılan 100 sayfalık bir doküman ortaya kondu. Bu doküman dışında konut, Toplu Konut İdaresi başkanı ayrıca bir dizi toplantı yaparak bir rapor hazırladı onların hazırladıkları rapor Türkiye’de önümüzdeki 30 sene 500 bin konuta ihtiyaç olacak şu kadar paraya ihtiyaç var gibi “ne yapılması lazım geliyor” deyince de halkın konutla ilgili talepleri nelerdir onlar bir kenara Batı Avrupa çıkan mecmuaların formülleri tekrar Türkiye’ye getirilmesiydi belki rastlamışsınızdır bizim raporla ilgili olsa polemik cereyan etti hanımlar çalışacaklar aile bütçesini ayakta tutmak için konut meselesinin halledilmesinde bir tasarruf  edilmesi için modern hanımlar yapabilir doğrultusunda ya bürolarda sekreterlik yapsınlar. Halbuki hanım evde de üretebilir. İş hayatını evde de geliştirebilir bunları yazdığımız için sözde kendilerini ilerde sayan kişiler tarafından aleyhimde ileri gazetelerde kampanyalar yürütülmüştü  Kadınları eve kapatmak istiyor diye. Her neyse o yıllarda dünyanın pek çok yerinde yapıldığı gibi biz de halkımızın konut eğilimlerini öğrenmeye yönelik bir araştırma yapalım dedik. O zaman daha sonra Anayasa mahkemesine asil üye olarak atanacak olan Sacid Adalı ile bu araştırmayı planladık. Ve bürokrasinin engellerine rağmen bu araştırma yapıldı, sonuçta Türk Halkının büyük bir çoğunluğunun iki katlı ve bahçe içinde evlerde yaşamak istediği ortaya çıktı. Dünyanın her yerinde devletler, halkın eğilimine uygun olarak bu tür konutlar üretirken sadece bizde devlet halkın taleplerine sırt çevirir. Bunun nedeniyse Türkiye’de devlet bürokrasisinin halkı önemsemeyerek halka kendi doğrularını dikte etme anlayışıdır.

Gazete: Hocam problemi daha iyi görmek için biraz geriden gelelim mi? Galiba buradan şöyle bir sonuç çıkıyor. Geleneksel mimarimize geleneksel şehrimize baktığımız zaman şehirde bu anlayışla yapılmış olmalı ki tabiatın diğer unsurlarından farklı bir şey çıkmıyor. Dağ var, deniz var, bina var, ağaç var, ama bunlar sanki önceden yaratılmış haliyle duruyorlar gibi birbirinden kopuk değiller. Ama şimdi baktığımız zaman başka bir gezegenden bir şeyler getirmişsiniz acaba bu yeni ortaya çıkan şehir de bu yaklaşımdan kopuk olduğu için mi bu böyle?...

Turgut CANSEVER : Doğrusu böyle bilinçle bir yanlışa düşmek yani düşünce geliştirmek ama düşünceyi geliştirirken bir yanlış yapmak. Ve o yanlışa sarılmak doğrusu yanılgıdır. İnsanların yaradılışıdır dersiniz...Masum bir olaydır. Türkiye’deki o değil bu masum yanılgı olsa halkın isteğine karşı olmaktır. Değil mi? Doğrusu burada iki temel hastalık yatıyor. Hastalık bu ülkede kendisini halka hükmetme, halkı yönlendirme hatta çok kaba bir şekilde  halkı adam etme kafasında olan kültürsüz, dünyayı bilmeyen bürokrasinin davranışları sonunda ortaya çıkıyor. Paris 6 katlı hepsi bir ötekinden ufacık farklı olan ama tamamen anlamsız duvarlar teşkil eden apartmanların karşı karşıya durduğu arasında da otomobillerin koşturdukları kirli hava, gürültü, hepsinin bulunduğu bu modelin sürekli tekrarıyla oluşmuş bir şehir, ama nasıl başlamış biliyor musunuz? Yazdıydım onu bilmiyorum okudunuz mu? 1.Napolyon 1798-99’da başta iki kişi ile beraber üç kişilik bir diktatörlük idaresi kuruyorlar. Napolyon diğer ikisinin halkın arasına girip halkı kendisine karşı kışkırtıp kendine geleceklerden korkuyor. Topçu Subayı “Paris’in yeniden planlanması lazım” diyor yuvarlak meydanlar düşünüyor. Topçu bataryalarını yerleştirmek için, bu yuvarlak meydanlara bulvarlar açılıyor onların kenarlarına tam tarif ettiğim gibi duvar halinde apartmanlar bu yuvarlak meydanlar birbirine bu büyük bulvarlarla bağlanıyor halk ayaklanırsa topçu bataryalarıyla halkı topçu ateşine tutarak kendisine karşı ayaklanacaksa plan yapıyor. Bütün Türkiye’nin budala aydınları, görmemişleri, Paris hayranı işte bu şekilde şehirlerimizin mevcut dokuları üzerine cetvel koyup yollar açmak Türkiye’yi modernleştirmek olarak algılanıyor..

Gazete: Hocam, geleneksel mimarinin en temel özellikleri nelerdir?

Turgut CANSEVER : Şimdi bakın, buna karşı mimariden evvel şehirden kısacası bahsedeceğim tabi mimariden de dolayısıyla bahsedeceğim. Fransa’nın 1.Napolyon, 3.Napolyon’un bu aptallıkları Avrupa’ya sirayet etti. Türkiye’nin bir miktar Rönesans yanılgıları da var. Yani bugün birileri kalkıp düşünüp dünyaya bir şekil verirsek o şekil bir daha hiç değişmez öyle yaşar öyleyse değişmeyecek şekilde onu yaparız ve o da en iyisi olur tarzındaki bütün Batı Avrupa feodaliteden gelip Rönesans’la devam eden sonra Krallıklar döneminde o krallıklara her şeyi yapabilecek biri inancı telkin edilerek yetkiler verilen Batı Avrupa inancına karşılık İslam dünyası, bütün İslam kültürleri caminin oluşunda ve evin oluşunda Hz. Peygamberin evini örnek aldılar. Bu ev bir örtülü kısımdan ve üstü açık kısımdan oluşuyor. Yani bir avludan bir bahçeden oluşuyor. Ev ve bahçe birbirine bağlıydı. Tabi bu model Hz.Peygamberin ortaya koyduğu bir model ama bu model ve bu modele temel teşkil edebilecek varlık görüşü İslam dünyasında çok derinlemesine ele alındı ve üzerinde konuşuldu. Çok önemli bir kitap o hususta bir şey söyleyeceğim bir İsveçli çok büyük bir kültür adımı ailesinin son ferdi Titus Bruckard 1938-1940’lı yıllarda Fas’ta Müslüman olmuş.Tasavvufa giriş kitabında. İbn Arabi’den. açıklamalar fikirler var. Şimdi Şuayb Peygamber Faslı diye yazılıyor. Fasl diyoruz biz ama çok önemli bizim biraz evvel bahsettiğimiz konuyla ilgili bir meseleyi içeriyor Fars. Varlık nasıldır? Duruyor mu? Değişiyor mu? Nasıl değişiyor peki varlık-araz değişiyorsa cevher ne oluyor? 15-20 sayfalık Arabi Hazretlerinin bu meseleyi inceleyişi var. Arazın değiştiğini kolaylıkla anlatılıyor. Araz değişiyorsa dünya durmadan değişiyorsa o değişen dünyada elbette yapacağımız şeylerde değişmeye mahkumdurlar yani ailevi yapısı değişiyor. 2 çocukludan 5 çocuğa büyükanne büyükbaba oluyorsa veya öyle bir şey aile tersine küçülüyorsa apartmanın değişmeyen, duvarları değişmeyen örtüsünü ne yapacağız.

Apartmanı cevher yerine koymanın anlamı yok. O da değişebilir.

Turgut CANSEVER : Onun Araz olduğu zaten aşikar ama değişiyor. Hayatın bütün lehçeleri değişmekteyse o değişen lehçelere değişmeyen bir kılıf getirmek varlığın yapısına karşı yani o varlığı eşit şart da yaşayan nesillerin hayatını zorlaştırmak için yapılmış bir unsurdur. Buna hakkımız yok tabi bu Şuayb Peygamber Faslının incelenişi orada durmuyor. Bir yerden sonra Araz değişiyor, peki cevher ne oluyor. Konusu tartışılıyor. Muhiddin Arabi Hazretleri kendi delillerini zikrederek cevherinde değiştiğini ispat ediyor. Cevherinde değiştiğini ispat ettikten sonra da  “her şeyden öteye Rahman suresinin son ayeti kelimesinde Allah-ü Teala ben her an ayrı bir şe’ndeyim” buyuruyor diyor Kuran-ı Kerim’de. O zaman her şey değişiyor. Değişmeyen her şey yaradılışa karşıdır. Değişen hayatı değişmez hale getirdiğiniz zaman sizin yaptığınızla yaşayanlar arasında bir kopukluk ve bir savaş oluşuyor ya insanlar o değişimi yıkıyorlar ya da o değişmeyen insanların hayatını küçültmeye, verimsizliğe yahut ızdıraplara mahkum ediyor.

Turgut CANSEVER : İnsanın bütün tavrı değişimin olumlu olmasına yönelik olduğuna göre olumlu olanı Allah’ın himayesine sahiptir. Çok büyük bir teoriysen M.I.T. (Massachusetts Institute Technology’de şehir meseleleri hakkında Prof. Harr “bana evlerin 30-40 senede eskimesini mümkün kılın ben size bütün dünyanın bütün şehirlerini gezip bütün meselelerini çözeyim” diyordu.

Kentim: Değişime fırsat mı tanınıyor.

Turgut CANSEVER : Değişmeyi bir çatışma alanı olmaktan çıkartıyor.

Yeni plan uyguladığınız zaman onun uygun hale gelme şansı var öyleyse..

Turgut CANSEVER : Yani ihtiyaçları karşılamak için bir imkan tanıyor o zaman bu apartmanlar nereden çıktı? Türkiye’de onu sözünü ettiği Paris hayranları geliştiriyor. Paris anlattığım gibi bir rezalet bir genç adam, bir Fransız 1919’da kendisi 20-23 yaşında bütün Balkanlardaki Türk şehirlerini gezerek İstanbul’a geliyor. 6 ay İstanbul’da kalıyor. Müthiş hayranlıklarını anlatan cümleler yazıyor sayfalar dolusu o satırların şiirselliği tarif edilemez. Tarihi İstanbul hakkındaki intibalarını güzelliklerinin iki tanesini söyleyeyim. Allah’ın yarattığı eşsiz güzellikte yumuşak iniş ve çıkışlarla oluşan tarif edilmez güzellikteki bu topografyanın üzerine Türk’ler bu yüksekliklerin üzerine eşsiz güzellikteki camilerini ilave ederek Allah’ın yarattığı bu müstesna güzelliği erişilmez başka bir güzelliğe ulaştırmış..

Soru:  Hocam Balkanlarda bunu hala görmek mümkün mü?

Turgut CANSEVER : Hala mümkün...Galiba İstanbul’dan ayrılırken vapurda bu söylediğim cümleyi yazmış. Cümlenin arkasından da şunu yazmış. Galiba vapur Üsküdar civarında bu müstesna güzellikteki abidelerin kaidelerinden denize kadar az meyilli geniş saçaklı çatıların gölgesinde koyu mor renkli pencereleriyle tenzil edilmiş cumbalı evlerin arasında koyu yeşil ağaçlarla meydana gelen şehir dokusu bu büyük abidelerin kaidelerinden denize kadar sarkan akıl almaz güzellikte bir İran halısını hatırlatıyor. O yüzden bence yerel yönetimlere de aklı başında şehircilere de düşen  Osmanlının yaptığını yaparak en az müdahale, en az planlama, en fazla katılım ve tabiat insan dengesini, mahremiyeti gözeten bir mimari üslup ve şehircilik anlayışı ile yeni şehirler kurmak olmalıdır.

Kaynak: (Frekans Gazetesinin 2. sayısından alınmıştır.
Konuşan: Dilaver Demirağ)

Turkpoint Modern Yaşam Köşesi

TurkPoint.com

Buraya ilan verebilirsiniz..