|
Hocam bugün hayatımızın ne
önemli hadisesi şehir. Siz de bu konuda hayli birikimi olan ve şehir
üzerine düşünce üreten birisini bu konuda bize biraz bir şeyler
söyleyebilir misiniz?
Turgut
CANSEVER : Şehir yapılarının %92’si evlerdir
son 60 sene içerisinde 2.Dünya Savaşından sonra Birleşmiş Milletler bütün
insanlığı ilgilendiren üç büyük toplantı düzenledi. Bir tanesi 1976
yılında Vancovver konut konferansıdır. İkincisi Rio toplantısı
kararlarıdır üçüncüsü de 1996 İstanbul Habitat konferansıdır. Bu
çalışmalar o konferanslar da durdurulmadı. Birleşmiş Milletler
Nairobi’de bir konut araştırma merkezi tesis etti. Ve bu konferansları
bütün dokümanları Nairobi’de o merkez de toplanmıştır. Özellikle
iki konut konferansında konutla ilgili olanlar Nairobi’dedir
doğrusu ben birinci konferans için Nairobi’ye gidemedim fakat o
konferansta çeşitli ülkelerde ne gibi sorunlar olduğu Birleşmiş Milletler
tarafından daha evvel bütün ülkelere ve tüm dünya ülkelerine yollanan son
derece seçkin elçiler vardır. Birleşmiş Milletlerin elçileri vasıtasıyla
bir tanesi Türkiye’ye gelen Arjantin’de başbakanlık yapmış heyet idi üç
gün devamlı konuştuk bütün dünya ülkelerine böyle insanları yollayarak o
ülkelerin sorunlarını öğrenip Vancovver’da bunlara ciddi çözümler
üretmek amaçlı gerçekten konferansın büyük etkisi oldu Türkiye hariç!
Şimdi 1996 Habitat konferansı İstanbul’da toplandı. Üç şey oldu bana bir
grup sendikacı Türk-İş ve Hak-İş dahil müracaat ettiler. “Ankara’da bu
konuda hazırlık yapılıyor bizi de davet ettiler ama ne oluyor
anlayamıyoruz Amerika’lılar mı bize kazık atmak istiyor yoksa
Ankara’dakiler mi kazık atmak istiyor anlayamıyoruz Allah aşkına bize
yardım edin bu iş neyin nesidir ne yapılması lazımdır ne söylenir anlatır
mısınız?” dediler. Velhasıl bu insanlarla yapılan toplantı ve Birleşmiş
Milletlerden gelen dokümanların da gözden geçirilmesi suretiyle Hak-İş
tarafından basılan 100 sayfalık bir doküman ortaya kondu. Bu doküman
dışında konut, Toplu Konut İdaresi başkanı ayrıca bir dizi toplantı
yaparak bir rapor hazırladı onların hazırladıkları rapor Türkiye’de
önümüzdeki 30 sene 500 bin konuta ihtiyaç olacak şu kadar paraya ihtiyaç
var gibi “ne yapılması lazım geliyor” deyince de halkın konutla ilgili
talepleri nelerdir onlar bir kenara Batı Avrupa çıkan mecmuaların
formülleri tekrar Türkiye’ye getirilmesiydi belki rastlamışsınızdır bizim
raporla ilgili olsa polemik cereyan etti hanımlar çalışacaklar aile
bütçesini ayakta tutmak için konut meselesinin halledilmesinde bir
tasarruf edilmesi için modern hanımlar yapabilir doğrultusunda ya
bürolarda sekreterlik yapsınlar. Halbuki hanım evde de üretebilir. İş
hayatını evde de geliştirebilir bunları yazdığımız için sözde kendilerini
ilerde sayan kişiler tarafından aleyhimde ileri gazetelerde kampanyalar
yürütülmüştü Kadınları eve kapatmak istiyor diye. Her neyse o yıllarda
dünyanın pek çok yerinde yapıldığı gibi biz de halkımızın konut
eğilimlerini öğrenmeye yönelik bir araştırma yapalım dedik. O zaman daha
sonra Anayasa mahkemesine asil üye olarak atanacak olan Sacid Adalı ile bu
araştırmayı planladık. Ve bürokrasinin engellerine rağmen bu araştırma
yapıldı, sonuçta Türk Halkının büyük bir çoğunluğunun iki katlı ve bahçe
içinde evlerde yaşamak istediği ortaya çıktı. Dünyanın her yerinde
devletler, halkın eğilimine uygun olarak bu tür konutlar üretirken sadece
bizde devlet halkın taleplerine sırt çevirir. Bunun nedeniyse Türkiye’de
devlet bürokrasisinin halkı önemsemeyerek halka kendi doğrularını dikte
etme anlayışıdır.
Gazete:
Hocam problemi daha iyi görmek için biraz
geriden gelelim mi? Galiba buradan şöyle bir sonuç çıkıyor. Geleneksel
mimarimize geleneksel şehrimize baktığımız zaman şehirde bu anlayışla
yapılmış olmalı ki tabiatın diğer unsurlarından farklı bir şey çıkmıyor.
Dağ var, deniz var, bina var, ağaç var, ama bunlar sanki önceden
yaratılmış haliyle duruyorlar gibi birbirinden kopuk değiller. Ama şimdi
baktığımız zaman başka bir gezegenden bir şeyler getirmişsiniz acaba bu
yeni ortaya çıkan şehir de bu yaklaşımdan kopuk olduğu için mi bu
böyle?...
Turgut
CANSEVER : Doğrusu böyle bilinçle bir
yanlışa düşmek yani düşünce geliştirmek ama düşünceyi geliştirirken bir
yanlış yapmak. Ve o yanlışa sarılmak doğrusu yanılgıdır. İnsanların
yaradılışıdır dersiniz...Masum bir olaydır. Türkiye’deki o değil bu masum
yanılgı olsa halkın isteğine karşı olmaktır. Değil mi? Doğrusu burada iki
temel hastalık yatıyor. Hastalık bu ülkede kendisini halka hükmetme, halkı
yönlendirme hatta çok kaba bir şekilde halkı adam etme kafasında olan
kültürsüz, dünyayı bilmeyen bürokrasinin davranışları sonunda ortaya
çıkıyor. Paris 6 katlı hepsi bir ötekinden ufacık farklı olan ama tamamen
anlamsız duvarlar teşkil eden apartmanların karşı karşıya durduğu arasında
da otomobillerin koşturdukları kirli hava, gürültü, hepsinin bulunduğu bu
modelin sürekli tekrarıyla oluşmuş bir şehir, ama nasıl başlamış biliyor
musunuz? Yazdıydım onu bilmiyorum okudunuz mu? 1.Napolyon 1798-99’da başta
iki kişi ile beraber üç kişilik bir diktatörlük idaresi kuruyorlar.
Napolyon diğer ikisinin halkın arasına girip halkı kendisine karşı
kışkırtıp kendine geleceklerden korkuyor. Topçu Subayı “Paris’in yeniden
planlanması lazım” diyor yuvarlak meydanlar düşünüyor. Topçu bataryalarını
yerleştirmek için, bu yuvarlak meydanlara bulvarlar açılıyor onların
kenarlarına tam tarif ettiğim gibi duvar halinde apartmanlar bu yuvarlak
meydanlar birbirine bu büyük bulvarlarla bağlanıyor halk ayaklanırsa topçu
bataryalarıyla halkı topçu ateşine tutarak kendisine karşı ayaklanacaksa
plan yapıyor. Bütün Türkiye’nin budala aydınları, görmemişleri, Paris
hayranı işte bu şekilde şehirlerimizin mevcut dokuları üzerine cetvel
koyup yollar açmak Türkiye’yi modernleştirmek olarak algılanıyor..
Gazete:
Hocam, geleneksel mimarinin en temel özellikleri nelerdir?
Turgut
CANSEVER : Şimdi bakın, buna karşı mimariden
evvel şehirden kısacası bahsedeceğim tabi mimariden de dolayısıyla
bahsedeceğim. Fransa’nın 1.Napolyon, 3.Napolyon’un bu aptallıkları
Avrupa’ya sirayet etti. Türkiye’nin bir miktar Rönesans yanılgıları da
var. Yani bugün birileri kalkıp düşünüp dünyaya bir şekil verirsek o şekil
bir daha hiç değişmez öyle yaşar öyleyse değişmeyecek şekilde onu yaparız
ve o da en iyisi olur tarzındaki bütün Batı Avrupa feodaliteden gelip
Rönesans’la devam eden sonra Krallıklar döneminde o krallıklara her şeyi
yapabilecek biri inancı telkin edilerek yetkiler verilen Batı Avrupa
inancına karşılık İslam dünyası, bütün İslam kültürleri caminin oluşunda
ve evin oluşunda Hz. Peygamberin evini örnek aldılar. Bu ev bir örtülü
kısımdan ve üstü açık kısımdan oluşuyor. Yani bir avludan bir bahçeden
oluşuyor. Ev ve bahçe birbirine bağlıydı. Tabi bu model Hz.Peygamberin
ortaya koyduğu bir model ama bu model ve bu modele temel teşkil edebilecek
varlık görüşü İslam dünyasında çok derinlemesine ele alındı ve üzerinde
konuşuldu. Çok önemli bir kitap o hususta bir şey söyleyeceğim bir İsveçli
çok büyük bir kültür adımı ailesinin son ferdi Titus Bruckard 1938-1940’lı
yıllarda Fas’ta Müslüman olmuş.Tasavvufa giriş kitabında. İbn Arabi’den.
açıklamalar fikirler var. Şimdi Şuayb Peygamber Faslı diye yazılıyor. Fasl
diyoruz biz ama çok önemli bizim biraz evvel bahsettiğimiz konuyla ilgili
bir meseleyi içeriyor Fars. Varlık nasıldır? Duruyor mu? Değişiyor mu?
Nasıl değişiyor peki varlık-araz değişiyorsa cevher ne oluyor? 15-20
sayfalık Arabi Hazretlerinin bu meseleyi inceleyişi var. Arazın
değiştiğini kolaylıkla anlatılıyor. Araz değişiyorsa dünya durmadan
değişiyorsa o değişen dünyada elbette yapacağımız şeylerde değişmeye
mahkumdurlar yani ailevi yapısı değişiyor. 2 çocukludan 5 çocuğa büyükanne
büyükbaba oluyorsa veya öyle bir şey aile tersine küçülüyorsa apartmanın
değişmeyen, duvarları değişmeyen örtüsünü ne yapacağız.
Apartmanı cevher yerine koymanın anlamı yok. O da değişebilir.
Turgut
CANSEVER : Onun Araz olduğu zaten
aşikar ama değişiyor. Hayatın bütün lehçeleri değişmekteyse o değişen
lehçelere değişmeyen bir kılıf getirmek varlığın yapısına karşı yani o
varlığı eşit şart da yaşayan nesillerin hayatını zorlaştırmak için
yapılmış bir unsurdur. Buna hakkımız yok tabi bu Şuayb Peygamber Faslının
incelenişi orada durmuyor. Bir yerden sonra Araz değişiyor, peki cevher ne
oluyor. Konusu tartışılıyor. Muhiddin Arabi Hazretleri kendi delillerini
zikrederek cevherinde değiştiğini ispat ediyor. Cevherinde değiştiğini
ispat ettikten sonra da “her şeyden öteye Rahman suresinin son ayeti
kelimesinde Allah-ü Teala ben her an ayrı bir şe’ndeyim” buyuruyor diyor
Kuran-ı Kerim’de. O zaman her şey değişiyor. Değişmeyen her şey yaradılışa
karşıdır. Değişen hayatı değişmez hale getirdiğiniz zaman sizin
yaptığınızla yaşayanlar arasında bir kopukluk ve bir savaş oluşuyor ya
insanlar o değişimi yıkıyorlar ya da o değişmeyen insanların hayatını
küçültmeye, verimsizliğe yahut ızdıraplara mahkum ediyor.
Turgut
CANSEVER : İnsanın bütün tavrı değişimin
olumlu olmasına yönelik olduğuna göre olumlu olanı Allah’ın himayesine
sahiptir. Çok büyük bir teoriysen M.I.T. (Massachusetts Institute
Technology’de şehir meseleleri hakkında Prof. Harr “bana evlerin 30-40
senede eskimesini mümkün kılın ben size bütün dünyanın bütün şehirlerini
gezip bütün meselelerini çözeyim” diyordu.
Kentim:
Değişime fırsat mı tanınıyor.
Turgut
CANSEVER : Değişmeyi bir çatışma
alanı olmaktan çıkartıyor.
Yeni plan uyguladığınız zaman onun uygun
hale gelme şansı var öyleyse..
Turgut
CANSEVER : Yani ihtiyaçları
karşılamak için bir imkan tanıyor o zaman bu apartmanlar nereden çıktı?
Türkiye’de onu sözünü ettiği Paris hayranları geliştiriyor. Paris
anlattığım gibi bir rezalet bir genç adam, bir Fransız 1919’da kendisi
20-23 yaşında bütün Balkanlardaki Türk şehirlerini gezerek İstanbul’a
geliyor. 6 ay İstanbul’da kalıyor. Müthiş hayranlıklarını anlatan cümleler
yazıyor sayfalar dolusu o satırların şiirselliği tarif edilemez. Tarihi
İstanbul hakkındaki intibalarını güzelliklerinin iki tanesini söyleyeyim.
Allah’ın yarattığı eşsiz güzellikte yumuşak iniş ve çıkışlarla oluşan
tarif edilmez güzellikteki bu topografyanın üzerine Türk’ler bu
yüksekliklerin üzerine eşsiz güzellikteki camilerini ilave ederek Allah’ın
yarattığı bu müstesna güzelliği erişilmez başka bir güzelliğe ulaştırmış..
Soru:
Hocam Balkanlarda bunu hala görmek mümkün mü?
Turgut
CANSEVER : Hala mümkün...Galiba İstanbul’dan
ayrılırken vapurda bu söylediğim cümleyi yazmış. Cümlenin arkasından da
şunu yazmış. Galiba vapur Üsküdar civarında bu müstesna güzellikteki
abidelerin kaidelerinden denize kadar az meyilli geniş saçaklı çatıların
gölgesinde koyu mor renkli pencereleriyle tenzil edilmiş cumbalı evlerin
arasında koyu yeşil ağaçlarla meydana gelen şehir dokusu bu büyük
abidelerin kaidelerinden denize kadar sarkan akıl almaz güzellikte bir
İran halısını hatırlatıyor. O yüzden bence yerel yönetimlere de aklı
başında şehircilere de düşen Osmanlının yaptığını yaparak en az müdahale,
en az planlama, en fazla katılım ve tabiat insan dengesini, mahremiyeti
gözeten bir mimari üslup ve şehircilik anlayışı ile yeni şehirler kurmak
olmalıdır. |