|
Farklı Ramazan
imsakiyeleri
Ramazan
imsakiyelerindeki saatler neden değişiktir, aynı olması gerekmez
mi?
CEVAP
Ramazan
münasebetiyle çeşitli firmalar tarafından imsakiyeler dağıtılmaktadır.
Dağıtılmakta olan bu Ramazan imsakiyeleri farklı farklıdır. Eğer
imsak vaktinden sonra yiyip içilmeye devam edilirse, oruç tutulmamış
olur. Bunun için imsak vaktinde yiyip içmeyi kesmek şarttır.
Bugün
ülkemizde, iki çeşit imsakiye dağıtılmaktadır. Bir kısmı, yüz
senedir kullanılmakta olup, doğruluğunda en ufak bir şüphe,
tereddüt hasıl olmamış namaz vakitleri cetvelini aynen muhafaza
eden takvimler; bir kısmı da, 1983'ten sonra, çok oruç tutuyoruz
diyenleri susturmak gayesiyle, imsak vaktini uzatan takvimlerdir.
1983
yılından önce bütün takvimler aynı idi. Fakat 1983'ten
itibaren Diyanet İşleri temkin vakitlerini kaldırdığından, böyle
farklı iki durum ortaya çıkmıştır. 1983 tarihinden önceki
takvimlerin yanlış olmadığını herkes kabul etmektedir. Bu
hususta bir ihtilaf yoktur. Nitekim, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın
30 Mart 1988 tarih ve 234-497 sayılı müftülüklere gönderdiği
tamimde şöyle denilmektedir:
(1983
öncesi takvim ile yeni uygulama arasında sadece temkin farkı
bulunmaktadır. Buna göre 1983 öncesindeki uygulama yanlış değildir.)
Türkiye
Gazetesinin Takvimi ve Fazilet takvimi ile diğer bazı takvimler,
doğruluğunda ittifak olan 1983 öncesine göre hazırlanmaktadır.
Diyanetin tamiminde bildirdiği gibi, 1983 yılından önceki
uygulamaya göre hazırlanan takvimler ile bu takvimlere dayanılarak
hazırlanan "Ramazan
imsakiyeleri" yanlış değil, sadece temkinlidir. Temkin
nedir, âlimler, bu temkini niçin koymuştur? Kısaca bunu da izah
edelim:
Bir
namaz vakti hesaplanırken, hesabı yapılan şehrin arazisinin yükseklik
ve alçaklık, doğu-batı, kuzey-güney, genişlik gibi durumlarının
göz önüne alınması gereklidir.
Ayrıca
vakte tesir edecek atmosfer şartlarının da en anormal hâli düşünülerek,
bütün bu şartların hepsini karşılayarak, vakti emniyet altında
tutacak zamana, vaktin temkini denir. Bu vakit, ibadet vaktinin
emniyeti bakımından zaruri olarak konulması şart olan bir zamandır.
Temkinsiz yapılan ibadet, vaktin dışında yapılmış demektir.
Bilindiği
gibi, namazları vaktinde kılmak şarttır. Birkaç dakika önce kılınsa
namaz sahih olmaz. Oruç da böyledir. Güneş batmadan önce yiyip
içilince, oruç sahih olmaz. Namazları vakit girdikten üç-beş
dakika sonra kılmakta hiç mahzur yoktur. Güneş battıktan 5-10
dakika sonra orucu açmakta da mahzur yoktur. Hatta yıldızlar görülünceye
kadar geciktirmek caizdir. Nûr-ül izâh şerhinde; "Bulutlu
gecelerde, orucun bozulmasından korunmak için, ihtiyatlı
davranarak oruç açmayı biraz geciktirmelidir. Yıldızlar görülmeden
önce iftar eden acele etmiş olur" buyuruluyor.
Yeni
takvimlerde, imsak vakti 10-15 dakika geciktirilmektedir. Böyle
olunca, oruç tehlikeye sokulmaktadır. İmsak vaktinde eski
cetvelleri esas alıp, yeni takvimlerden 10-15 dakika önce yiyip içmeyi
kesmekte hiç mahzur yoktur. Hatta çok iyi olur, tedbirli ve
temkinli hareket edilmiş olur. Tedbirsizlik ve temkinsizlik
sebebiyle namaz ve oruçları ifsat etmemek lazımdır. İki takvim
arasında fark, biri temkinli, öteki temkinsizdir.
Türkiye Gazetesi
Takvimi,
ehil kimseler tarafından, çok hassas bir şekilde hazırlanmaktadır.
Bu hususta takvimimizde her sene, "Mühim Tenbih" başlığı altında ikaz yapılmaktadır.
Mevcut
takvimler içinde, Türkiye Gazetesi Takvimi ve bu takvim esas alınarak
hazırlanan "Ramazan imsakiyeleri" temkinli olup, en uygun
olanıdır.
İmsak
ne demektir
Takvimlerde
yazılı olan imsak ne demektir? Bu vakitte sabah namazı kılınır
mı?
CEVAP
İmsak,
gecenin bitimi, ramazanda yiyip içmenin yasak olan vaktin başlaması
demektir.
Türkiye Gazetesi Takvimi’nde yazılı olan imsak vaktinde, yiyip
içmeyi kesmelidir! Bundan 20 dakika kadar sonra sabah namazı kılınabilir!
Yanlış
takvimlere göre hareket edip de, yiyip içmeye ezan okununcaya
kadar devam eden kimsenin, suçu yanlış takvime bulması, kendini
mesuliyetten kurtaramaz!
Hilal
görülünce Ramazan başlar
Siz,
Ramazanın başlamasında hesaba göre hareket ediyormuşsunuz, doğru
mu?
CEVAP
Gazetemizin
Takvim Servisi, her sene Türkiye'nin çeşitli yerlerinde hilali gözetliyor.
Bunu da ilan ediyoruz. Hiçbir zaman hesapla bildirilen günden önce
hilal görülmedi. 31 Ocakta şunları yazmıştık:
Hilalin
görüleceği günü değil, doğacağı günü doğru olarak tespit
etmek mümkündür. Nitekim tespit edilmiştir de. Fakat dinimiz,
oruca başlamayı, bayram etmeyi hilalin doğmasına değil, hilalin
görülmesine bağlamıştır. Hilal, ya hesapların gösterdiği günde
veya bir gün sonra görülür, hesapta bildirilen günden önce doğmaz.
Bazıları,
hesaba, takvime göre hareket ettiğimizi zannediyorlar. Hâlbuki hiçbir
yazımızda, (Hesaba, takvime göre oruca veya bayrama başlanır)
demedik. Aksine hilalin gözetlenmesinin şart olduğunu yazdık.
Her sene de yazıyoruz.
Allahü
teâlânın koyduğu nizamda eksiklikler, yanlışlıklar olmaz. Güneşin
ve Ayın hangi saatte doğup, batacaklarını çok önceden hesapla
bilmek mümkündür. Hesapla bildirilen vakitten önce doğup
batmaz. Yeni ayın hilali hesapla bulunan zamanda doğar, fakat
havanın bulutlu olması gibi sebeplerle bazen doğduğu gün görülmeyebilir.
Ramazan ayını tesbit için hilali, yani gökte yeni ayı aramak ve
Ayı görmek, eğer görülemezse, Şaban ayını otuz güne
tamamlamak gerekir.
Mustafa
Sabri Efendi buyuruyor ki:
(Şaban
ayının 29 çektiği hesap ile kesin olarak bilinse, gerçekten de
29 olarak çekse, Ramazanın girişini tesbit için hilal gözetlense,
hilal doğduğu hâlde, hava bulutlu olduğu için görülemese, Şaban
otuz gün olarak kabul edilir. Yine bunun gibi, Ramazan ayının 29
çektiği hesap ile kesin olarak bilinse, gerçekte de 29 çekse,
hava bulutlu olduğu için Ramazanın 29unda hilal görülmese,
Ramazanı otuza tamamlamak dinimizin emridir. Hadis-i şerifte, (Hilali
görünce, oruç tutun, tekrar görünce orucu bırakın)
buyuruldu.) [Meseleler]
Diyanet
yetkililerinin yazılarının özeti şöyle idi:
(Dinimiz,
rüyeti yani hilalin görülmesi ile oruca başlanacağını
emreder. Diyanet olarak, Ramazan hilalini gözetledik. Bugüne
kadar, rasathanenin yaptığı hesaplara aykırı hiçbir sonuç
tesbit edemedik. S. Arabistanla aramızdaki ayrılığın sebebi,
onların hilali gözetlemeleri ve bizim de hesaplara göre hareket
etmemiz değildir. Bu ülke, hilali gözetlemekle oruca başlamıyor,
Amerikan almanaklarına göre hareket ediyor. Bir heyetle S.
Arabistana gittik. (Gelin hilali birlikte gözetleyelim) dedik. Rabıta
sekreteri Saffet bey, (Biz Amerikan denizcilerinin hesaplarına göre
hareket ediyoruz) dedi. 6 kişilik bir heyetle Cebel-i Sefaya çıktık.
Dürbün kullanmamıza rağmen hilali göremedik. Zaten hesaplara
aykırı olarak görmek mümkün değildi. Akşam olunca, hilalin görüldüğünü,
bayram edilmesi gerektiğini ilan edip milyonlarca müslümanın oruçlarını
bozdurdular. Onların bu hareketleri, yalan veya yanlış bir beyana
dayandığı muhakkaktır.)
Bu
yazıda da, hesap değil, hilalin görülmesi esas alınmıştır.
Biz de her sene (Hilal görülmeden oruca başlamayın, hilal görülmeden
bayram etmeyin) diyoruz. (Hesaba göre hareket edin) demiyoruz.
Buna
rağmen, (Türkiye Gazetesi hesaba göre hareket ediyor) diye iftira
ettiler. Bu sene de, heyetler halinde hilali gözetledik, görüldüğü
gün kamera ile canlı olarak yayınladık. Fakat fitnecilerin,
necdilerin oyunu ortaya çıkınca çamur atmaya başladılar.
Fitnecilere
hodri meydan diyorum: Buyurun birlikte hilali gözetleyelim. Kurban
bayramı yaklaşıyor. Belki yine günü gelmeden hac yaptıracaklardır.
Her gazeteden isteyen katılsın! Gözetleme yerleri önceden ilan
edilsin! İsteyen vatandaşlar da katılsın. Türkiye ve dünyanın
hangi yerlerinden gözetleneceği duyurulur. Böylece Müslümanlar
gününde bayram etmiş, fitnecilerin de yalanı meydana çıkmış
olur. Necdiler darılacak diye teklifimize katılmayıp dışarıdan
gazel okumaya devam edenlerin, Ramazan günü oruç bozduranların
ve gününden önce hac yaptıranlara alet olanların samimiyetsiz
ve mezhepsiz oldukları meydana çıkmış olur. Fitneci değilseniz,
buyurun birlikte gözetleyelim!
Bid'at
sahibi, yani itikadda Ehl-i sünnetten ayrılmış olan 72 fırkanın
hepsi, her ibâdeti yaptıkları hâlde, adil değildirler. Çünkü,
ya mülhid olarak, imanları gitmiş veya Ehl-i sünneti seb
ediyorlar ki, bu da büyük günahtır. (Hadika)
Müslümanı
seb ve kötülemek günahtır, adaleti yok eder, şahidliği kabul
olmaz. (Dürr-ül-muhtar)
Türkiyedeki
mezhepsizler Necdilerin mülhid oldukları, Nimet-i İslâm kitabının
nikah bahsinde yazılıdır. Bunun için, Ramazan, bayram ve hac
zamanının gelmesini anlamakta ve bütün din işlerinde, mülhidlerin,
mezhepsizlerin sözlerine uymak caiz değildir.
Necdilerin
iftiraları
Biz
hilali her sene gözetliyoruz. Hilali gözetlemeden dışardan gazel
okuyanların veya gözetledikleri hâlde göremeyip de İngiliz uşağı
Necdilerin yalanına itibar edenlere yazıklar olsun!
Birkaç
kişi, telefon edip bizi diyanete ve hesaba uymakla suçladı. Yazı
yazanlar da oldu. Türkiye Gazetesi ve TGRTyi hedef alıp (Hesaba
itibar edilmez) dendi. Biz, hangi yazımızda veya hangi kitabımızda
(Hesaba göre oruca başlanır ve bayram edilir) dedik? Kitaplarımızda
ve gazetede her sene (Hilali gözetlemek şarttır) diye yazdık.
Buna rağmen bizi hesaba itibar etmiş gibi göstermekteki asıl
maksat nedir? Asıl maksat, İngiliz uşağı Necdilerin yalanına
inanmamış, oyunlarına gelmemiş olmamızdır.
Hilali
gözetlemek farz-ı ayn değil, farz-ı kifayedir. Aynı manada
vacib-i kifaye de denmiştir. Bazı müslümanlar gözetleyince diğerlerinden
sakıt olur. Türkiye Gazetesi, her sene olduğu gibi, bu sene de
hilali Türkiyenin çeşitli yerlerinde gözetlemiş ve diğer müslümanlardan
bu ibadet sakıt olmuştur.
Teleskop
ve dürbün hilalin çıplak gözle görmesini kolaylaştırır. Önce
rahat görebilmek için bu aletlerle hilal aranır, bulunursa çıplak
gözle de bakılır. Görülürse ertesi günün, ayın ilki olduğu
anlaşılır. Hesap işi de böyle faydalıdır. Hilalin semada ne
kadar kalacağı, hangi dakikalarda, dünyanın nerelerinden görüleceğini
gösterir. Hesabın, teleskobun faydası inkâr edilemez. Yoksa
hesaba göre bayram ilan edilmez.
Necdiler,
önce Türkiye Gazetesinin gözetleme yapmadığını, hesaba göre
hareket ettiğini söyleyip, (Hesapçılar yanlış yoldadır)
diyerek hilali gözetleyenlere hakaret ediyor. Yani peşin olarak
bizim hesaba göre hareket ettiğimizi söylüyor, sonra veryansın
bizi suçluyor. Ne insafsızlık bu. Yıllardır hilal gözetlemeye
çok defa ben de katıldım. Gördüğümüz zaman gazetede ilan
ettik. Bizlere inanmayıp da Nimet-i İslâmda mülhid denilen
Necdilere körü körüne nasıl inanıyorlar ki? Hâlbuki dinimizde
bid'at ehline ve mülhidlere inanılmaz.
Ramazan
ve bayramın, hilali görmekle değil de, takvime göre başlatıldığı
yerlerde, oruca ve bayrama hakiki zamanlarından bir gün önce başlanılmış
olabilir. Ramazanın başlaması, dinin emrine uygun olmuyor.
Ramazanın ilk ve son günü tutulan oruçlar, Ramazana rastlasa
bile, şüpheli olduğu için bayramdan sonra iki gün kaza orucu
tutmak gerekir.
Evet
Necdilerin avukatlığını yapan biri, gazetemizdeki bu ifadeleri
aynen aldığı hâlde, utanmadan hâlâ bizim hesaba itibar ettiğimizi,
gözetleme yapmadığımızı yazıyor.
Necdiler,
yine iftira olarak (Türkiye Gazetesi, Diyanet İşleri ile işbirliği
halinde...) diyorlar. Çarşamba günü gözetledik, göremedik. Perşembe
günü gördük. Diyanetin ve Rasathanenin hesabı bizim gözetlememize
denk gelmişse, onların bize uyduğu veya bizim onlara uyduğumuz
anlamı çıkar mı?
Necdiler,
(Türkiye Gazetesi ve TGRT, yıllardır, Diyanetin hesaplarına yanlış
diyordu. Şimdi şip şak anlaşıverdiler) diyerek hep Türkiye
Gazetesini suçlamaya çalışıyor. Biz hiçbir zaman hesaba yanlış
demedik. Bilgisayar asrında hesaba yanlış denemez.150 yıldır
uygulanan namaz vakitlerini değiştirdiler. Âlimlerin koydukları
temkin vaktini kaldırdılar. Böylece eski uygulamaya göre, vakti
girmeden namaz kılınmaya başlandı. Biz de, hesabın değil,
temkin vaktini kaldırmanın yanlış olduğunu söyledik. Diyanetin
takvimi temkinsiz, bizimki temkinlidir. Yetkili biri çıksa,
namazlar tehlikeye girdiği için yine temkini koysa, bizimle mi
anlaşmış olur, yoksa Diyanet işleri eski uygulamasını devam
ettirmiş mi olur?
(Ramazanda
Necdilere uymayanlar, hacda niçin koyun gibi teslim oluyorlar?)
diyenler oldu. Medinedeki Necdi polis (Şefaat ya Resulallah demek
şirktir) diyerek, elindeki copla Resulullahın kabr-i şerifini
ziyaret edenlere vuruyor. Orada dayak yememek için gizli ziyaret
ediliyor. Hilali her sene gözetlediğimizi bilen okuyucularımız,
hacca gidince, telefon edip hilali görüp görmediğimizi
soruyorlar. Genel olarak bir gün sonra Arafata çıkıyorlar. Koyun
gibi teslim olmayanlar da vardır.
NOT:
Necdi, İngiliz casuslarının oyununa gelip Arabistanda Ehl-i sünneti
yıkan vehhabilere verilen addır.
Vaktin girmediği
yerlerde namaz ve oruç
İslam
âlimleri, olması mümkün olan her meselenin cevabını bildirmişlerdir.
Cevap verilmemiş hiçbir mesele kalmamıştır. Kur’anı kerimde,
beş vakit namazın vakitleri, çeşitli âyeti kerimelerde
bildirildiği halde, “Beş vakit namaz” tabirinin geçmeyişinin elbette sebepleri vardır.
Bunun hikmetlerinden birisi de, kutuplarda ve kutuplara yakın
yerlerde, beş vakit namazın hepsinin vaktinin girmemesidir.
Ayakları
olmayan kimse için abdestin farzı dört değil, üçtür. Biri sakıt
olmuştur. Bulunmayan ayaklar yerine vücudun başka yerini yıkamak
gerekmez.
Zengin,
islamın beş şartını da yapmakla mükellef iken, fakire zekat
vermek ve şartları yoksa, hacca gitmek de farz değildir. Şu
halde ifa bakımından, islamın şartı zengine göre beş iken,
fakire göre üçtür. Fakire de, (Sen islamın beş şartını
yapmaya mecbursun) denilemez. Çünkü onda zenginlik şartı
yoktur.
Muayyen
özrü on gün devam eden bir kadın, her ay on gün namaz kılmaz.
Çünkü namaz kılmak için o kadında, hadesten taharet şartı
mevcut değildir. Özürden kurtulunca kaza etmesi de emredilmemiştir.
Kısa
gecelerde şafak kaybolmadan fecrin tulu ettiği ülkelerde, yatsı
ve vitrin vakitleri girmediği için bu namazları kılmak gerekmez.
(Nimet-i İslâm)
Halebi’de
buyuruluyor ki:
Vakit
girmedikçe, namaz farz olmaz. Nitekim Sadrüddin Bürhan-ül eimme,
(Vakti girmediği için yatsı
namazı size farz olmaz) diye fetva vermiştir. Şems-ül-eimme
Hulvani, (Vakit girmeyen
yerlerde yatsı namazı kaza olarak kılınır) diye fetva vermiştir.
Ancak bu fetvayı duyan Harezm’de Şeyh-i Kebir Bakkali, (Vakit girmeyen yerlerde yatsı namazı farz olmaz) diye fetva
verdi. İmam-ı Hulvani bu fetva üzerine, Şeyh-i Kebir’e, (Beş vakit namazdan birini kaldıran kimse, kâfir olmaz mı?) diye
sordurunca, Şeyh-i Kebir de, (Dirsekleri
ile birlikte elleri veya aşık kemikleri ile birlikte ayakları
olmayan kimse için abdestin farzı kaçtır?) dedi. Daha sonra,
(İşte bir abdest uzvu noksan olana abdestin farzı, dört değil, üç
olduğu gibi, namaz vakitlerinden bazısı girmeyen yerdeki Müslümanlara,
sadece vakti giren namazlar farzdır) buyurdu. Bu cevap karşısında,
İmam-ı Hulvani, hakkı teslim edip, önceki fetvasından rücu
etti.
Şafii
âlimlerin çoğuna göre, yatsı ve sabah namazının vakti
girmeyen yerlerde bu namazlar, vakitleri giren en yakın bölgeye kıyas
edilerek kılınır. Hanefi’de vakit, namazın hem şartı hem de,
sebebi olduğu için, sebep bulunmayınca, yani vakit girmeyince, o
namaz farz olmaz. Vakit girmeden de kılınmaz. Kaza etmek de
gerekmez. Fakat bazı Hanefi âlimlerine göre bu iki namazı kılmak
da farzdır. İhtiyata riayet ederek bu namazları da kılmak çok
iyi olur.
Bu iki namaz vaktinin başlamadığı
zamanlarda, daha önce vakitlerinin olduğu en son günün
vakitlerini esas alarak, normal vakti girene kadar her zaman o
vakitte kılınır.
Ramazan
ayı gelince, oruç tutmak farz olur. Ancak seferi olanın, dört
mezhepte de oruç tutması farz değildir. Kutuplara ve aya giden Müslüman,
seferi ise oruç tutmaz. Geriye dönünce kaza eder. Kutuplarda buz
denizinde yaşayan insan yok ise de, biz var olduğunu düşünelim.
Altı ay gündüz, altı ay gece olan yerlerde nasıl oruç
tutulacaktır?
CEVAP
Gündüzleri
24 saatten daha uzun yerlerde, mesela altı ay gündüz olan
yerlerde, oruca saat ile başlanır ve saat ile bozulur. Gündüzü
böyle uzun olmayan, vakitleri normal teşekkül eden, yani gündüzleri
24 saatten az olan bir şehirdeki Müslümanların zamanına
uyularak oruç tutulur.
Seferi
olan kutuplarda iken eğer oruç tutmazsa, gündüzleri uzun olmayan
yere gelince kaza eder. Orada yaşayanlar varsa, onlar da kitaplarda
bildirildiği gibi saatle oruçlarını tutarlar. (Dürer)
Vakit
namazın şartıdır
Namaz
vakitleri mevzuunu sormak istiyorum. Çeşitli takvimler var.
Hangisine uymalı?
CEVAP
Vakit
namazın şartıdır. Vakit girmedikçe namaz kılınmaz. Vakit
girmişse sahih olur, girmemişse sahih olmaz. Bu yüzden temkinli
vakitleri esas alan takvimlere uymalı. Türkiye Gazetesi Takvimi
temkinli vakitleri esas alır.
İhtiyatı
elden bırakmamalı
Hz.
Ali, dirilmeye inanmayan bir ateiste, “Biz
inanıyoruz. Diyelim ki senin dediğin gibi tekrar dirilmek olmasaydı,
inanıp ibadet etmekle bizim hiç zararımız olmazdı. Ya bizim
inancımız doğru ise, sen sonsuz olarak ateşte yanacaksın”
diyor. Ateist ölünce, kendi inancına göre, yok olacak. İslamiyet’e
göre ise, kâfir cehennemde sonsuz azap görecektir. İnanan da,
sonsuz nimetler içinde yaşayacaktır. Aklı, bilgisi olan bir
insan, bu ikisinden elbette, ikincisini seçer. Sonsuz azapta
kalmak, bir ihtimal bile olsa, bunu hangi akıl kabul eder? Halbuki,
ahiret hayatı, bir ihtimal değil, apaçık bir gerçektir. O halde
aklı, ilmi olanın, Allah’a ve ahirete inanması gerekir. İnanmamak,
ahmaklık, cahillik olur. İbadetlerde de ihtiyata riayet etmemek
ahmaklık olur. Birkaç örnek verelim:
- Biz,
sahih delillerle diyoruz ki, Hanefi mezhebinde ağzın içini
gusülde yıkamak farzdır. İğne ucu kadar kuru yer kalsa gusül
sahih olmaz. Bunun için diş dolgusu olanların, gusülde ağzın
içini yıkamak farz değil diyen Maliki veya Şafii mezhebine
uymaları gerekir. Bizim naklettiğimiz yanlış bile olsa,
bunun hiçbir zararı olmaz, üstelik, hak olan başka bir
mezhebin şartlarına da uyduğumuz için sevap kazanırız.
Zaten her Müslüman, kendi mezhebinin şartlarına uyar, diğer
mezhebin şartlarını da gözetmeye çalışırsa, müstehab
olur. Eğer Hanefi mezhebinden naklettiğimiz husus doğru ise,
inanmayanlar bir ömür boyu cünüp gezer, namazı da sahih
olmaz.
- Biz,
fıkıh kitaplarından nakil yaparak diyoruz ki: Zekat, ya
ticareti yapılan maldan veya değeri altın olarak verilir. Başka
mal veya kağıt para verilmez. Nakledilen bu hüküm,
kesinlikle doğrudur. Böyle bir hüküm olmasa bile, zekatı
bizim bildirdiğimiz gibi vermekte hiç mahzur yoktur. Doğru
ise, zekatını başka mal veya kağıt para olarak verenlerin
zekatları sahih olmaz.
- Biz
ilmi [bilimsel] olarak diyoruz ki, Türkiye gazetesinin esas aldığı,150
yıldan beri ecdad tarafından uygulanan namaz vakitleri doğrudur,
1982’den beri uygulanan vakitler temkinsizdir. Bizim hesabımız,
yanlış olsa bile, namazı vakti girdikten 5-10 dakika sonra kılmakta
ve oruçta da imsakten 10-20 dakika önceden yiyip içmeyi
kesmekte mahzur yoktur. Ecdadın hesabı doğru ise, namazı
vakti girmeden kılanlarınki sahih olmaz.
- İlahileri
müzik eşliğinde söylemek caiz değildir diyoruz. Caiz olsa
bile, ilahileri müziksiz dinlemenin bir zararı olmaz. Ya müzikle
ilahi okumak caiz değilse, küfre girmek gibi büyük tehlike
nasıl göze alınır ki? Bunun gibi, İslam düşüncesi, islam
felsefesi demek küfürdür. Caiz olsa da, kullanmamanın
mahzuru olmaz
- Bilimsel
olarak diyoruz ki, hoparlörle namaz kılmak sahih olmaz. Sahih
olsa bile, hoparlörsüz namaz kılmakta mahzur yoktur. Ya gerçekten
sahih değilse, kılınan namazlar boşa gider.
Ehl-i
sünnet âlimleri diyor ki: Allahü teâlâ, İslamiyeti doğru
olarak öğrenmek isteyene, bunu nasip edeceğine söz verdi.
Rabbimiz sözünden dönmez. Bunun için, (Ya
Rabbi, sana inanıyorum, seni ve Peygamberlerini seviyorum. İslam
bilgilerini doğru olarak öğrenmek istiyorum. Bunu bana nasip et
ve beni, yanlış yollara gitmekten koru) diye dua etmeli,
istihare yapmalı! Cenâb-ı Hak ona doğru yolu gösterir. Şu anda
çeşitli gruplardaki insanların da, böyle dua etmekten çekinmemeleri
gerekir. Hâşâ Allahü teâlâ yanlış bir iş yapmaz. Belki yanlış
yoldadır. Bunun için (Ya
Rabbi hangi grup doğru yolda ise, senin rızan hangi grupta ise,
bana onu nasip eyle!) diye dua etmelidir. Eğer grubu doğru
ise, duanın bir zararı olmaz. Grubu yanlış ise doğruya kavuşmuş,
kurtulmuş olur.
|