|
Avrupa’daki
bazı Müslümanların, yatsı ve sabahın vakti girmeyen yerlerde
cemaatle nafile namaz, kılarak ayrılığa sebep olduklarını işitiyoruz.
Müslümanlık, birlik dinidir.
Hadisi
şeriflerde buyuruldu ki:
(Cemaatte rahmet, ayrılıkta
azap vardır.) [Beyheki]
(Allahü
teâlâ bir topluluğu mağfiret ederse, onların içinden birini ayırıp
mağfiret etmemekten hayâ eder.) [Ebu
Şeyh]
(Şeytan, insanın kurdudur. Sürüden
ayrılan koyunu kurt yakaladığı gibi, şeytan da İslam topluluğundan
ayrılanı yakalar. Sakın ayrılmayın, cami ve cemaatlerde
bulunun!) [Tirmizi]
İmamı
Rabbani hazretleri, Rum suresinin 32. âyeti kerimesini açıklarken,
(Her fırka, doğru yolda
olduğunu sanarak sevinmektedir) buyuruyor. Kur'anı kerimde, (Allahın
ipine sarılın) buyuruluyor. Allahın ipinden maksat,
cemaattir. Cemaat da fıkıh ve ilim sahiplerinin yoludur. Fıkıh
âlimlerinden bir karış ayrılan sapıtır. (Tahtavi)
Bazı
ateistler, (Kutuplarda nasıl
namaz kılınır, nasıl oruç tutulur. Buna kimse cevap veremiyor,
görüldüğü gibi İslamiyet har asra ayak uyduramıyor)
diyerek, güya İslamiyetin bazı meselelere bir çare bulamayacağını
söylüyorlar. Bunların etkisi altında kalan, reformist zihniyete
sahip bazı mezhepsizler de, (Bakın dinde cevap verilmesi gereken meseleler çıkıyor, yeni
ictihadlar yapılmalı, Kur'anı her çağda, o asrın
teknolojisinin, ilminin ışığında yeniden tefsir etmeli,
yorumlamalı) diyerek Kur'anı kerimi asra uydurmaya çalışıyorlar.
CEVAP
İslamiyeti
gönderen, her şeye gücü yeten, her şeyi yoktan yaratan Allahü
teâlâdır. Allah için hiç bir zorluk olmaz. Namaz, oruç gibi
dinimizin bütün emirleri, zamana göre değişmez. Hiç biri de çağın
şartlarına ters düşmez. Çünkü dini gönderen Allahü teâlâ,
her asırda neler olacağını bilir. Zaten bilmeyen ilâh olamaz.
Öyle ise Allahü teâlânın gönderdiği dinde noksanlık, yanlışlık
olmaz. Noksanlık, bir karıncayı, bir arpa tanesini yaratmaktan
aciz olan ateistin kafasındadır.
Tefsir,
moda kitabı değildir. Her çağa, her asra göre değişik tefsir
olmaz. Dinimiz eksik mi ki tamamlanacaktır? Yoksa fazlalık mı var
ki çıkarılacak? Dinde eksiklik ve fazlalık olmadığı için değişik,
yeni bir tefsire ihtiyaç olmaz. Çünkü dine yeni bir şey eklemek
bidat olur. Dinimizin emirlerini değiştirmek büyük sapıklıktır.
Her çağa, her asra göre değişik tefsir yazmak, değişik yorum
getirmek demek, dini her asırda bozmak demektir.
İslam
âlimleri, olması mümkün olan her meselenin cevabını bildirmişlerdir.
Cevap verilmemiş hiçbir mesele kalmamıştır. Kur’anı kerimde,
beş vakit namazın vakitleri, çeşitli âyeti kerimelerde
bildirildiği halde, “Beş
vakit namaz” tabirinin geçmeyişinin elbette sebepleri vardır.
Bunun hikmetlerinden birisi de, kutuplarda ve kutuplara yakın
yerlerde, beş vakit namazın hepsinin vaktinin girmemesidir.
Ayakları
olmayan kimse için abdestin farzı dört değil, üçtür. Biri sakıt
olmuştur. Bulunmayan ayaklar yerine vücudun başka yerini yıkamak
gerekmez.
Zengin,
islamın beş şartını da yapmakla mükellef iken, fakire zekat
vermek ve şartları yoksa, hacca gitmek de farz değildir. Şu
halde ifa bakımından, islamın şartı zengine göre beş iken,
fakire göre üçtür. Fakire de, (Sen islamın beş şartını
yapmaya mecbursun) denilemez. Çünkü onda zenginlik şartı
yoktur.
Muayyen
özrü on gün devam eden bir kadın, her ay on gün namaz kılmaz.
Çünkü namaz kılmak için o kadında, hadesten taharet şartı
mevcut değildir. Özürden kurtulunca kaza etmesi de emredilmemiştir.
Kısa
gecelerde şafak kaybolmadan fecrin tulu ettiği ülkelerde, yatsı
ve vitrin vakitleri girmediği için bu namazları kılmak gerekmez.
(Nimet-i İslâm)
Halebi’de
buyuruluyor ki:
Vakit
girmedikçe, namaz farz olmaz. Nitekim Sadrüddin Bürhan-ül eimme,
(Vakti girmediği için yatsı
namazı size farz olmaz) diye fetva vermiştir. Şems-ül-eimme
Hulvani, (Vakit girmeyen
yerlerde yatsı namazı kaza olarak kılınır) diye fetva vermiştir.
Ancak bu fetvayı duyan Harezm’de Şeyh-i Kebir Bakkali, (Vakit girmeyen yerlerde yatsı namazı farz olmaz) diye fetva
verdi. İmamı Hulvani bu fetva üzerine, Şeyh-i Kebir’e, (Beş vakit namazdan birini kaldıran kimse, kâfir olmaz mı?) diye
sordurunca, Şeyh-i Kebir de, (Dirsekleri
ile birlikte elleri veya aşık kemikleri ile birlikte ayakları
olmayan kimse için abdestin farzı kaçtır?) dedi. Daha sonra,
(İşte bir abdest uzvu noksan olana abdestin farzı, dört değil, üç
olduğu gibi, namaz vakitlerinden bazısı girmeyen yerdeki Müslümanlara,
sadece vakti giren namazlar farzdır) buyurdu. Bu cevap karşısında,
İmamı Hulvani, hakkı teslim edip, önceki fetvasından rücu
etti.
Şafii
âlimlerin çoğuna göre, yatsı ve sabah namazının vakti
girmeyen yerlerde bu namazlar, vakitleri giren en yakın bölgeye kıyas
edilerek kılınır. Hanefi’de vakit, namazın hem şartı hem de,
sebebi olduğu için, sebep bulunmayınca, yani vakit girmeyince, o
namaz farz olmaz. Vakit girmeden de kılınmaz. Kaza etmek de
gerekmez. Fakat bazı Hanefi âlimlerine göre bu iki namazı kılmak
da farzdır. İhtiyata riayet ederek bu namazları da kılmak çok
iyi olur.
Bu
iki namaz vaktinin başlamadığı zamanlarda, daha önce
vakitlerinin olduğu en son günün vakitlerini esas alarak, normal
vakti girene kadar her zaman o vakitte kılınır.
Ramazan
ayı gelince, oruç tutmak farz olur. Ancak seferi olanın, dört
mezhepte de oruç tutması farz değildir. Kutuplara ve aya giden Müslüman,
seferi ise oruç tutmaz. Geriye dönünce kaza eder. Kutuplarda buz
denizinde yaşayan insan yok ise de, biz var olduğunu düşünelim.
Altı ay gündüz, altı ay gece olan yerlerde nasıl oruç
tutulacaktır?
CEVAP
Gündüzleri
24 saatten daha uzun yerlerde, mesela altı ay gündüz olan
yerlerde, oruca saat ile başlanır ve saat ile bozulur. Gündüzü
böyle uzun olmayan, vakitleri normal teşekkül eden, yani gündüzleri
24 saatten az olan bir şehirdeki Müslümanların zamanına
uyularak oruç tutulur.
Seferi
olan kutuplarda iken eğer oruç tutmazsa, gündüzleri uzun olmayan
yere gelince kaza eder. Orada yaşayanlar varsa, onlar da kitaplarda
bildirildiği gibi saatle oruçlarını tutarlar. (Dürer)
İslamiyet
yeni gelmedi
(Kutuplarda
Namaz ve Oruç) yazınız soruna açıklık getirmiyor!
CEVAP
Söz
konusu yazı yukarıdadır. Biz, her zamanki gibi kendi görüşümüzü
değil, kitaplardan, islam âlimlerinin açıklamalarını
naklediyoruz.
Bu
yazı, tamamen nakle dayanmaktadır. Kendi görüşümüz değildir.
Diğer
yandan, islamiyette kapalı sorun yoktur ki açıklık getirmeye çalışılsın.
İslamiyet yeni gelmedi. Allahü teâlâ, Kur’anı Resulüne
indirdi Resulü de açıkladı. Açıklanmadık tek konu kalmadı.
Bir tek konu olsa o zaman İslamiyet eksik olur.
Namazı orucu ay ve güneşin
durumuna göre ayarlayan İslam dininde 3-6 ay güneş batmayan
ve doğmayan yerlere göre benim bildiğim bir kaide, bir
süre yok.
CEVAP
Bizim
bildiğimiz veya sizin bildiğiniz dinde ölçü olmaz. Dinde dört
tane ölçü vardır. Bu ölçülere uygunsa mesele yok. Yoksa şahıslara
göre bence senceye göre hareket edilirse insan sayısı kadar din
meydana çıkar.
Yukarıda ki yazıda kaidelerden
bahsediliyor ya. Mesela vakit girmedikçe namaz farz olmaz kaidesi
bildiriliyor ya. Dinde senet olan kitaplardan naklediliyor. Kendi görüşümüz
değil.
Çünkü 1400 yıl önce Arabistan'da
yaşayanlar bunu bilmiyorlardı.
CEVAP
Arapların
bilip bilmemesi önemli değil ki, önemli olan Allahın bilmesi ve
Resulünün bildirmesidir. Resulü kaideler bildirmiştir âlimler
de buna göre ictihadlarını ortaya koymuşlardır. Din zamanla değişmez.
Karanlık ülkelerin olduğunu Arapların bilmemesi de söz konusu
değil. İslamiyet Arapların dini değildir, kâinata inmiştir
eksik değildir. Dediğiniz gibi eksik olursa suçu Allaha yüklemiş
oluruz, dinimizi niye eksik gönderdi diye.
İman
ve ibadetler değişmez. Kıyamete kadar aynıdır. Değişen fen
bilgileridir. Zaman geçtikçe kamil şeklini alırlar. İslamiyet
zaten kamil olarak gelmiştir ve öyledir ve öyle devam edecektir.
|