|
Sual: Ziyafetlere, davetlere, mesela düğün yemeğine gitmek vacip
mi, sünnet mi? Davet edilince, gitmemek günah mıdır?
Cevap: (Buharî)deki hadis-i şerifte, (Davete icabet
etmeyen,
Allah ve Resulüne isyan etmiştir.) buyuruluyor. Âlimler bu hadis-i şerifi
açıklamış, her çeşit davete icabet etmenin vacip değil, sünnet olduğunu
bildirmişlerdir. (Menahic-ül-ibad)
Düğün yemeğine çağırılınca gitmek de sünnettir. Bazı âlimler vacip demişlerdir.
Yalnız, günah işlenmiyorsa gitmek sünnettir. Şartlardan biri noksan
olan ziyafete gitmek sünnet değildir.
Mesela, yemek riya ve şöhret için değilse, helal maldan hazırlanmışsa,
içki, çalgı ve benzeri günah olan şeyler yoksa, zengin-fakır ayrımı yapılmadan
herkes davet edilmişse, böyle davete, sünnet olduğunu düşünerek gitmeli,
karın doyurmayı ve başka şeyleri düşünmemelidir.
Süfyan-ı Sevri hazretleri buyuruyor ki: (Allah rızası için niyet etmeden yemeğe davet edene, bir günah yazılır.
Böyle niyet etmeden gidene de, iki günah yazılır)
Hediyeleşmenin önemi
Sual: Fakirin verdiği hediyeyi, zenginin kabul etmesi uygun olur mu?
CEVAP
Hediyeleşmenin dinimizdeki yeri büyüktür. Hadis-i şerifte buyuruldu
ki:
(Bir arkadaşınızı seviyorsanız, sevdiğinizi ona bildiriniz!) [Hakim]
Sevgiyi, hediye ile bildirmek, dili ile bildirmekten daha kolay ve daha
mühimdir. Bir arkadaşa (Seni seviyorum) demek zor olabilir veya yanlış
anlaşılabilir. Şimdi bazı gayri meşru işler yaptırmak için hediye adı altında
rüşvet veriliyor. Hediye verenin böyle bir art niyeti olmadığı biliniyorsa,
verilen hediyeyi geri çevirmek uygun değildir. Aişe validemiz, kendisi
muhtaç bir kadının hediyesini kabul etmeyince Peygamber efendimiz (O kadın
muhtaç olsa da hediyesini kabul etmeliydin. O hediyeyi alıp karşılığında
daha fazla bir şey vermeliydin!) buyurdu.
Sahabeden bir zat, verilen hediyeyi kabul etmeyince, Resulullah efendimiz,
sebebini suâl etti. O zat da, (Ya Resulallah, birinden bir şey alan kimsede
hayır olmadığını bildirdiğiniz için almadım) dedi. Peygamber efendimiz
buyurdu ki: (O istemek suretiyle alınan şeylere mahsustur. Fakat siz istemediğiniz
hâlde, size verileni alınız!) [İ.Malik]
Şu hâlde verilen hediyeyi sebepsiz geri çevirmemelidir! Hadis-i şeriflerde
buyuruldu ki:
(Davete icabet edin, hediyeyi reddetmeyin!) [Buharî]
(Bir kimse, istemediği, peşine düşmediği hâlde kendisine bir hediye
verilirse, kabul etsin! Çünkü o, Allahü teâlânın kendisine gönderdiği bir
rızıktır.) [Hakim]
(Hediye, Allahın gönderdiği güzel bir rızıktır. Hediyeyi kabul edin
ve karşılığında daha güzelini verin!) [H.Tirmizi]
(Hediyeyi reddeden, Allahın verdiğini reddetmiş olur.)
[Ramuz]
Hediyeleşmek aradaki dostluğu, sevgiyi artırır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu
ki:
(Hediye gönül alır, hoşnutluk verir, düşmanlığı giderir.) [B.Arifin)]
(Müsafeha edin, müsafeha kini, kırgınlığı giderir. Hediyeleşin, çünkü
hediye, sevgiyi artırır, düşmanlığı giderir.) [İbni Asakir]
(Hediyeleşin, çünkü hediye, aradaki muhabbeti artırır.)
[Beyhekî]
(Hediyeleşin, çünkü hediye, dostluğu artırır, kini, düşmanlığı giderir.)
[Taberânî]
Verilen hediyeye karşılık bir hediye vermeye çalışmalıdır! Hadis-i şeriflerde
buyuruldu ki:
(Hediye verene, siz de hediye verin! Eğer verecek birşey bulamazsanız,
onun için duâ edin ki hediye karşılıksız kalmasın!) [Nesâî]
(Kime bir iyilik yapılırsa, o iyiliği ansın! İyiliği anmak şükür olur.
İyiliği gizliyen nankörlük etmiş olur.) [Ebu Dâvud]
(İnsanlara teşekkür etmiyen, Allaha şükretmemiş olur.)
[Tirmizî]
Hediye, muhakkak bir mal vermekle olmaz. Selam vermek, gönül alıcı bir
söz söylemek, duyduğu faydalı bir şeyi anlatmak da hediye olur. Hadis-i
şeriflerde buyuruldu ki:
(Mümini sevindireni Allahü teâlâ sevindirir.) [İbni Mübarek]
(Bir arkadaşın hidayetinin artmasına vesile olacak veya onu tehlikeden
kurtaracak bir söz söylemekten daha iyi hediye olmaz.) [Ebu Yala] (Hediyenin, ihsanın en faziletlisi, hikmetli bir sözü öğrenip başkasına
öğretmektir ki, bu da halis bir niyetle bir sene ibâdet etmekten daha sevabdır.)
[İbni Asakir]
Latife yapmak, neşeli olmak
Sual: Şaka yapmak, fıkra anlatıp insanları güldürmek iyi bir şey mi?
CEVAP
Asık yüzlü, somurtkan insanların pek sevilmediğini hepimiz biliriz.
Güler yüzlü insanların sattığı sirkeyi alırız da, asık suratlı insanların
sattığı balı almak istemeyiz. Bu, insanların tabiatında var.
Yoğun çalışmalar ve üzücü olaylar karşısında sıkılan insanın, neşeli
olmaya ihtiyacı vardır. Bunun için ara sıra fıkra anlatmak, şakalaşmak
iyi olur. Peygamber efendimizin de şakalaştığı, (Ben de şaka yaparım, fakat
doğru konuşurum) buyurduğu hadis kitaplarında bildirilmektedir. Bir defasında,
yaşlı bir kadına, (Cennete kocakarı girmez) buyurunca, kadıncağız üzülür.
Bunun üzerine kadına, (Sen o zaman genç olursun) buyurur.
Güler yüzlü, yumuşak ve cana yakın insanlarla konuşmak, tanışmak ve
kaynaşmak kolaydır. Asık suratlı insanlar ile konuşmak, sıkıntıdır. İhtiyaç kadar konuşur,
bir an önce ayrılmak isteriz.
Uyku adabı
Sual: Uyku adabı nelerdir?
CEVAP
Günümüzün ortalama üçte biri uyku ile geçmektedir. Gafletle geçmemesi
için uykuyu da değerlendirmek gerekir. Müminin her hareketi şuurlu olmalıdır.
Gafletle yatıp gafletle kalkmamalıdır!
Rasgele yatağa girip uyumak doğru değildir.
1- Yatağa abdestli girmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Abdestli yatanın ruhu Arşa yükselir ve gördüğü rüyalar doğru olur.
Abdestsiz yatanın ruhu yükselmez, gördüğü rüyalar, karışık olur, doğru
çıkmaz.) [İ.Gazali]
(Abdestli yatan, gece ibâdet eden ve gündüz oruç tutan kimse gibi sevab
kazanır.) [Hakim]
2- Misvaklanıp sağ yanı üzere kıbleye karşı yatmak sünnettir. Uyku,
ibâdetleri kuvvetle ve sağlam yapmak niyetiyle olursa ibâdet olur. Hadis-i
şerifte buyuruldu ki: (Âlimlerin uykusu ibâdettir.) [İ.Gazali]
Vasiyetini Yazmalı
3- Borçları ve önemli işleri olan kimse, vasiyetini yazmadan yatmamalıdır!
Çünkü sabaha çıkacağını kimse bilemez. Eğer vasiyetsiz ölürse, Kıyamete
kadar konuşamaz. Ölüler kendini ziyaret eder, onunla konuşmaya çalışırlar,
fakat o cevap veremez. O zaman (Bu miskin vasiyetsiz ölmüş.) derler. Vasiyet
olarak, varsa kul borçlarını, namaz ve oruç kazaları gibi Hak borçlarını
yazmalı, ölümünden sonra ne yapılmasını istiyorsa bildirmelidir!
4- Günahlarına tevbe edip uyumalıdır! Herkese iyilik yapacağına, uyandığı
zaman kimseye fenalık etmiyeceğine niyet ederek yatmalıdır! Hadis-i şerifte
buyuruldu ki: (Hiç kimseye zulüm ve kin hissi duymadan yatanın günahları
affolur.) [İ.Ebiddünya]
5- Yatarken, gece ibâdete kalkmaya niyet etmelidir! Hadis-i şerifte
buyuruldu ki:
(Gece ibâdet etmek niyetiyle yatan, fakat uyku galebe çalıp sabaha kadar
uyanamayan, niyeti sebebiyle gece ibâdet etmiş gibi sevaba kavuşur. Uykusu
da kendisine Allahü teâlânın ihsan ettiği bir sadaka olur.) [İ.Mace]
6- İyice uyku gelmeden yatmamalıdır! Kıymetli ömrü uyku ile geçirmemelidir!
İhtiyaç kadar uyumalıdır!
7- Yatarken Ayet-el-kürsi, üç İhlas ve bir Fatiha, iki Kuleuzüyü okumalıdır!
Salevat-ı şerife getirmelidir! "Amenerresulüyü yatsıdan sonra okumayı adet
edinmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Gece Bekara suresinin son iki
ayetini okuyana, bu iki ayet, herşey için kâfidir.) [Müslim]
8- Uykunun bir nevi ölüm, uyanmanın da dirilmek olduğunu düşünmelidir!
Hz. Lokman, oğluna (Oğlum, ölümden şüphen varsa, uyuma! Uyumak mecburiyetinde
kaldığın gibi, ölmeye de mahkumsun. Eğer dirilmekten şüphe ediyorsan, uykudan
uyanma! Uykudan uyandığın gibi öldükten sonra da dirileceksin.) buyurmuştur.
9- Yatarken yarınki hayırlı işleri yapabilmek için istirahat etmeye,
sabah namazına kalkmaya ve ertesi gün hayırlı işler yapmaya niyet etmeli!
Böyle niyet edenin uykusu ibâdet olur. Gece uyanınca duâ etmeyi adet haline
getirmeli! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Uykudan uyanınca, "Allahümmağfir li" derse, duâsı kabul olur.) [İ.
Ebiddünya]
10- Henüz sabah namazının vakti girmeden, yani seherde kalkmaya çalışmalıdır.
Seher vakti kalkmak berekettir. Hele sabah namazının vakti girdikten sonra,
güneş doğana kadar uyumak rızık yönünden de zararlıdır. Hadis-i şerifte
buyuruldu ki: (Sabah uykusu, rızka manidir.) [Beyhekî]
İbni Abbas hazretleri, sabah vakti oğlunu uyur görünce buyurdu ki: (Oğlum,
rızıkların dağıtıldığı saatte uyunur mu? Bu saatte uyumak, tembellik alametidir,
unutkanlığa sebep olur.) [Şira]
Yatarken
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Yatarken Fatiha ve İhlası okuyan, ölüm hariç, her şerden emin olur.)
[Bezzar]
(Yatarken Kâfirun suresini okuyan şirkten beri olur.)
[Tirmizî]
(Yatarken Mülk [Tebareke] suresini okumadan yatma! Çünkü ölürsen kabirde
sana yoldaş olur.) [Ey Oğul İlmihâli]
Tok Karnına Uyumak
Mümkün mertebe yemeği yatarken yememelidir! Hadis-i şerifte buyuruluyor
ki:
(Tok karnına uyumak, kalbi katılaştırır.)
[Taberânî] Yenilen yemekleri namaz kılarak veya helal kazanç yollarında eritmeye
çalışmalıdır!
Çok Uyumak
Çok eser vermiş zatların hayatını incelerseniz, az uyuyup çok çalıştıkları
görülür. Ancak zaruret veya ihtiyaç miktarı uyumalıdır! Hadis-i şeriflerde
buyuruldu ki:
(Annesi, Hz. Süleymana "Evladım, çok uyuma, çok uyumak, Kıyamette insanı
fakir bırakır" dedi.) [İbni Mace]
(Cehennemden kaçın, Cenneti isteyenin gözüne uyku girmez. Dünya, lezzet
ve şehvetlerle kuşatılmıştır. Bunlar sizi ahıretten alıkoymasın.) [İ.Mende] (Ümmetim için en çok korktuğum şey, göbek büyüklüğü, uykuya devam, tembellik
ve iman zayıflığıdır.) [Deylemî]
Az Uyumak
Az ye kalbini pakla, fazla uykuyu mezara sakla! Az uyumak nimettir,
çok uyumak gaflettir. Gaflet ise zarardır, kalbimizi karartır. Fazla uykuyu
at, seherde dağıtılır murat. Seher ne kadar kutludur, o vakit uyanık olan
mutludur. Seherde rahmet kapıları açılır, uyanıklara nimet saçılır. Çok
uyku eziyettir, az uyku meziyettir. Az ye, az uyu, çok konuşma, evliya
olursan şaşma! Çünkü evliyalığa bu üç meziyetle girilir, sonra sayısız
nimet verilir. Çok uyumak çok fazilet götürür, gaflet ve tembellik getirir.
Az ört yorganları, çünkü uyku tembelleştirir organları. Uyku ölüme eştir,
gafletle uyuyanın sonu ateştir. Arifler sehere hasrettir, onlara çok uyumak
musibettir. Cenab-ı Hak her gece, buyurur şöylece: "Duâ eden yok mu, duâsını
kabul edeyim, benden isteyen yok mu istediğini vereyim) [Buharî]
Geceleri ne güneşler doğar, fakat gafletle yatanı zulmet boğar. Uyanıklık
huzurda edeptir, çok uyku pişmanlığa sebeptir. Arif, huzurda durmaktan
lezzet alır, gafiller bundan mahrum kalır. Az uyku kalbe ciladır, çok uyku
ise belâdır. Sanma çok yemek kan olur. Çok uyuyan unutkan olur. Çok uyumak
ayıptır, kıymetli vakitten kayıptır. Midesi boş olana uyku gelmez, az uyuyana
korku gelmez. Bir talebe, bir âlimi çok seviyormuş. Sohbetinde bulunmaya can atarmış.
Âlime durumu bildirmişler. Âlim de (Gece beklesin, muhakkak geleceğim)
demiş. Talebe saatin zilini kurarak biraz uyumak üzere yatmış. Âlim gelince
talebeyi uyur hâlde bulmuş. Saatin zilini bağlamış. Cebine biraz ceviz
ve üzüm koyarak gitmiş. Talebe sabah olup uyanınca yaptığı hataya pişman
olmuş, uyuyarak beklenilmeyeceğini, sevenin gözüne uyku girmeyeceğini,
girmemesi gerektiğini anlamış.
Sabah kalkarken
Erken yatıp erken kalkmaya çalışmalıdır! Özürsüz sabah vakti uyumak
uygun değildir. Hadis-i şerifler de buyuruldu ki:
(Sabah vaktindeki uyku rızka manidir.) [Beyhekî]
(Günün evvelinde uyumak aklı azaltır, ortasında uyumak
[kaylule yapmak]
enbiya ve evliyanın ahlâkındandır. Gündüzün sonunda uyumak tenbelliktir.)
[Şira]
Şu dört şeye riayet edenin kendisi ve aile efradı muhtaç duruma düşmez:
1- Sabahtan önce kalkıp namaz kılmak,
2- Vakit girmeden abdest almak,
3- Ezandan önce mescide girmek, 4- Vitir namazından sonra konuşmamak.)
Her sabah kalkınca şunları yapmalıdır:
1- Kalkar kalkmaz Allahü teâlâyı anmalı!
2- Durumuna uygun şekilde giyinmeli!
3- Abdest almalı! Hep abdestli durmaya çalışmalı!
4- Namazı vaktinde ve noksansız kılmalı!
5- Rızkı Allahü teâlânın verdiğine inanıp helalden talep etmeli!
6- Allahü teâlânın taksimatına razı olmalı, verdiklerine kanaat etmeli!
7- Allahü teâlâya tam tevekkül etmek.
8- Allahü teâlânın takdirine razı olarak sabretmeli!
9- Onun verdiği bütün nimetlere şükretmeli! En büyük nimet müslüman
olmaktır.
10- Helalinden kazanıp helalinden yemelidir! (T. Gafilin)
Her sabah (Kendimin, aile efradımın rızkını helalden kazanıp, kimseye
muhtaç olmamak, ibâdetlerimi uygun yapabilmek ve insanlığa hizmet edebilmek
için işime gidiyorum.) diye niyet etmelidir!
Evden çıkarken Ayet-el kürsiyi, eve girerken de İhlas-ı şerifi okumalıdır!
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kim evinden çıkarken Ayet-el kürsi okursa, yetmiş melek, evine dönünceye
kadar ona duâ ile istiğfar eder.) [Ey oğul ilmihali]
(Evinden çıkarken "Bismillah, tevekkeltü
alellah, La havle vela kuvvete
illa billah" diyen, tehlikelerden korunur, şeytan ondan uzaklaşır.) [Tirmizî] (Eve girerken İhlas suresini okuyan, yoksulluk görmez.) [Tefsir-i
Kurtubi]
İyiliğe teşekkür
Sual: İyiliğe teşekkürün dindeki yeri nedir?
CEVAP
İyilik edene, mal ile, hizmet ile karşılığı yapılır. Bunu yapamıyan,
hamd ve sena, teşekkür ve duâ eder. İyiliğe karşı, iyilik yapmak, insanlık
vazifesidir. Böyle olunca, her iyiliği yapan, en büyük iyilik olarak, yok
iken var eden, en güzel şekli veren, lüzumlu uzuvları, kuvvetleri ihsan
eden, herbirini bir ahenk ile işleterek sıhhat veren, akıl ve zeka bahşeden,
çoluk çocuk, ev, ihtiyaç eşyası, gıda, içecek, elbiselerimizi yaratan yüce
bir sahibe, bu nimetleri sebebsiz, karşılıksız ihsan eden ve her an yok
olmaktan, düşmandan, hastalıktan muhafaza eden ve bize hiç ihtiyacı olmıyan,
sonsuz kuvvet, kudret sahibi olan Allahü teâlâya şükretmemek, kulluk hakkını
ödememek ne büyük kabahat, ne çok zulüm ve ne alçak bir vaziyet olur? Hele,
Ona ve nimetlerin Ondan geldiğine inanmamak veya bunları başkasından bilmek
en büyük zulüm, en çirkin yüz karası olur.
İyilik Övülmeli
Bir kimseye her ihtiyacı verilse, her ay yetecek para, gıda hediye olunsa,
bu kimse, o ihsan sahibini her yerde, herkese nasıl över. Gece gündüz onun
sevgisini, teveccühünü, onun kalbini kazanmaya uğraşmaz mı? Onu dertlerden,
sıkıntılardan muhafaza etmeğe çalışmaz mı? Ona hizmet edebilmek için, kendini
tehlikelere atmaz mı? Bunları yapmasa, o ihsan sahibine hiç kıymet vermese,
herkes onu ayıplamaz mı? Hatta, insanlık vazifesini yapmıyor diye cezalandırılmaz
mı?
İyilik eden bir insanın hakkına böyle riayet ediliyor da, her nimetin,
her iyiliğin hakiki sahibi olan, hepsini yaratan, gönderen, Allahü teâlâya
şükretmek, Onun beğendiği, istediği şeyleri yapmak niçin gerekmesin? Elbette,
en çok Ona şükretmek, ibâdet etmek gerekir. Çünkü, Onun nimetleri yanında
başkalarının iyilikleri deniz yanında damla kadar bile değildir. Hatta
diğerlerinden gelen iyilikleri de, yine O göndermektedir.
Şükür, her nimetin Allahü teâlâdan geldiğini bilip dil ile de
hamdetmektir.
Allahü teâlânın emirlerini yapıp, yasak ettiklerinden sakınan şükretmiş
olur. İnsanların hidayeti için çalışmak, onları irşad etmek de şükür sayılır. Peygamberlerden biri, küçük bir kayadan büyük bir su çıktığını görüp
sordu. Kaya, (Yakıtı insan ve taş olan ateşten [Cehennemden] sakının!)
mealindeki ayet-i kerimeyi okuyup, "Bu ayeti duyduğumdan beri böyle ağlarım."
dedi. Bu peygamber duâ edip bu kayanın Cehenneme girmemesini istedi. Allahü
teâlâ da onun duâsını kabul etti. Birkaç gün sonra aynı yere gitti. Yine
kayadan su aktığını görünce sebebini sordu. Kaya, "O zamanki korkudan idi,
şimdiki ise şükür gözyaşıdır." dedi. (İhya)
Kalbi Yumuşatmak İçin
Katılaşan kalbleri korku veya şükür halindeki gözyaşı ile yumuşatmak
gerekir. Kur'an-ı kerimde şükredilmesi emredilmektedir:
(Bana şükredin, nankörlük etmeyin!) [Bekara 152]
[Nankörlük, şükretmemek, nimetleri Allahü teâlâdan bilmemek demektir.]
(Şükrederseniz elbette nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz,
hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.) [İbrahim 7]
(Kullarımdan şükreden azdır.) [Sebe 13] Hadis-i şerifte de (Kıyamet günü "Şükredenler gelsin!" diye seslenilir.
Onlar bir bayrak altında Cennete girer. Bunlar, darlık ve genişlikte, her
halükarda Allaha şükredenlerdir.) buyuruldu. (İ.Gazali)
Uzuvların Şükrü
Şükür, nimeti değil, nimeti vereni görmektir. Nimeti vereni bilip gereğiyle
amel etmektir. Bu amel, kalb, dil ve diğer azalarla olur. Kalb ile iyiliğe
niyet etmek, dil ile hamdetmek, şükrünü açıklamaktır. Uzuvlarla şükür ise,
Allahü teâlânın verdiği nimetleri yerli yerinde kullanmaktır. Mesela gözün
şükrü, müslümanların, arkadaşların kusurunu görmemektir. Kulağın şükrü,
söylenilen ayıpları duymamış olmaktır. İmam-ı Mücahid hazretleri Nahl suresinin (Onlar, Allahın nimetini bilip
itiraf ederler. Sonra da onu inkar ederler.) mealindeki 83. ayet-i kerimesini
(Onlar, nimetlerin Allahtan olduğunu bilirler. Fakat "Bu nimetleri biz
kazandık veya bize miras kaldı" diyerek nankörlük ederler.) diye tefsir
etmiştir.
Nimete şükür
Sual: Nimete şükür nasıl olur?
CEVAP
İmam-ı Rabbanî hazretleri Mektubat kitabında buyuruyor ki:
İnsanın, bu nimetleri gönderen Allahü teâlâya gücü yettiği kadar şükretmesi
insanlık vazifesidir. Aklın emrettiği bir vazife, bir borçtur. Fakat, Allahü
teâlâya yapılması icab eden bu şükrü yerine getirebilmek, kolay bir iş
değildir. Çünkü, insanlar, çok iken sonradan yaratılmış, zayıf, muhtaç,
ayıplı ve kusurludur. Allahü teâlâ ise, hep var, sonsuz vardır. Ayıplardan,
kusurlardan uzaktır. Bütün üstünlüklerin sahibidir. İnsanların Allahü teâlâya
hiçbir bakımdan benzerlikleri, yakınlıkları yoktur. Böyle aşağı kullar,
öyle bir yüce Allahın şanına yakışacak bir şükür yapabilir mi? Çünkü çok
şey vardır ki insanlar onları güzel ve kıymetli sanır. Fakat Allahü teâlâ,
bunları beğenmez. Saygı ve şükür sandığımız şeyler, beğenilmeyen, bayağı
şeyler olabilir. Bunun için insanlar, kendi kusurlu akılları, kısa görüşleri
ile Allahü teâlâya karşı şükür, saygı olabilecek şeyleri bulamaz. Şükretmeye,
saygı göstermeye yarayan vazifeler, Allahü teâlâ tarafından bildirilmedikçe,
övmek sanılan şeyler, kötülemek olabilir.
İşte, insanların Allahü teâlâya karşı, kalb ile ve dil ile ve beden
ile yapmaları ve inanmaları gereken şükür borcu, kulluk vazifeleri, Allahü
teâlâ tarafından bildirilmiş ve Onun sevgili Peygamberi tarafından ortaya
konmuştur. Allahü teâlânın gösterdiği ve emrettiği kulluk vazifelerine
(İslâmiyet) denir. Allahü teâlâya şükür, Onun Peygamberlerinin getirdiği
yola uymakla olur. Bu yola uymayan, bunun dışında kalan hiçbir şükrü, hiçbir
ibâdeti, Allahü teâlâ kabul etmez, beğenmez. Çünkü, insanların, iyi, güzel
sandıkları çok şey vardır ki, İslâmiyet, bunları beğenmemekte, çirkin olduklarını
bildirmektedir. (c.3 m.17)
Şükrün önemi
Şükür ile ilgili ayet-i kerimeler çoktur. Mesela
Kur'an-ı kerimde mealen
buyuruluyor ki:
(Allahtan sakının ki şükredebilesiniz.) [Nisa 123]
Allahü teâlâ şükredene bol bol nimet verir.
(Fatır 30)
İbrahim aleyhisselam, Rabbinin nimetlerine şükretti, Rabbi de onu seçip
doğru yola iletti. (Nahl 121)
Cenab-ı Hak, kudretinin eseri olarak insanların istifadesi için bir
çok hayvan yaratmıştır. Bu hayvanları insanların emirlerine amade kılmıştır.
Kimine binilir, kiminin etinden, sütünden vesairesinden istifade edilir.
(Yasin 71-73)
Bu hayvanlar, şükretmemiz için istifademize verilmiştir. (Hac 36)
Allahü teâlâ, insanlara bol nimet vermiştir; fakat insanların çoğu şükretmez.
(Bekara 243, Yunus 60, Neml 73, Mümin 61)
Allahü teâlâ, çeşitli nimetler verdiğini, fakat şükredenlerin az olduğunu,
az şükredildiğini bildiriyor. (Secde 9, Sebe 13, Araf 10, Müminun 78, Nahl
78, Mülk 23)
Kıymetli şeyler ekseriya az olur. Mesela altın pek çok olsa, bu kadar
kıymeti olmaz.
Azların kıymetli olduğunu bildiren ayet-i kerimelerden birkaçı şöyle:
Emrimiz gelip, tandırdan sular kaynamaya başlayınca,
[Hz. Nuha] "Her
cinsten birer çifti ve aleyhine hükmedilmiş olanın dışında kalan çoluk
çocuğunu ve inananları gemiye bindir." dedik. Pek azı, onunla beraber iman
etmişti. (Hud 40)
İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da çok azdır!
(Sad 24)
İsrailoğullarından, "Allahtan başkasına kulluk etmeyin, ana-babaya,
yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edin, insanlarla güzel konuşun,
namazı kılın, zekâtı verin" diye söz almıştık. Sonra pek azınız müstesna,
sözünüzden döndünüz. (Bekara 83)
İnkarlarından dolayı, Hak teâlâ, onları lânetlemiştir. Onların pek azı
inanır. (Bekara 88)
Allah yolunda savaşacaklarını söylemişlerdi ama savaş onlara farz kılınınca,
azı hariç, yüz çevirdiler. (Bekara 246)
Nice az topluluk, çok topluluğa Allahın izniyle üstün gelmiştir, Allah
sabredenlerle beraberdir. (Bekara 249)
Allahın size bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana
uyardınız. (Nisa 83)
İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün, yine
de sen, onları affet ve aldırış etme! Allahü teâlâ, iyilik edenleri elbette
sever. (Maide 13)
Yaptıklarının cezası olarak, bundan böyle az gülsünler, çok ağlasınlar.
(Tevbe 82)
Günahlarımızı düşünerek elbette üzülmemiz, ağlamamız gerekir. (Az gülsünler)
demek, (Güler yüzlü olmayın) demek değildir. Müslüman her zaman güler yüzlü
olur. Fakat günahlarını düşünerek üzülür ve ağlar.
Şükür Nedir?
Şükür, İslâmiyete uymak demektir. Dinimizin emirlerine uyan şükretmiş
olur.
Allahü teâlâ, Musa aleyhisselama buyurdu ki: (Bir kimse, kendine verdiğim
nimeti benden bilip kendinden bilmezse, nimetlerin şükrünü eda etmiş olur.
Bir kimse de, rızkını kendi çalışması ile bilip, benden bilmez ise, nimetin
şükrünü eda etmemiş olur.) [İ. Gazalî]
Şükür, kendini o nimete layık görmemektir. Şükür, Allahü teâlânın verdiği
nimetleri Onun sevdiği yerlerde kullanmaktır. Allahü teâlâ bir kula birbirini
takip eden çeşitli nimetler verince, kul buna layık olmadığını düşünüp
utanması da şükür olur. Şükürdeki kusurunu bilmesi de şükür olur. Şükredemiyoruz
diye özür beyan etmesi de şükürdür. (Allahü teâlâ, kusurlarımı örtüyor.)
demesi de şükürdür. Şükür vazifesini yerine getirmenin Allahü teâlânın
bir lütfu olduğunu düşünmek de şükürdür. Hatta vasıtalara şükür de şükür
olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (İnsanlara teşekkür etmiyen Allaha şükretmemiş olur.) [İ. Ahmed]
İnsan, bir hasta veya sakat görünce, kendisinin böyle bir derde müptela
olmadığı için şükretmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir kimse,
hasta, sakat birini görünce, "Allahü teâlâya hamdolsun ki beni böyle etmedi.
Bundan ve daha başka dertlilerden üstün kıldı." derse, nimetin şükrü olur.)
[Beyhekî]
Nimete şükredince, hem eldeki nimet yok olmaktan kurtulur, hem de yeni
nimetlerin ele geçmesine sebep olur. Hadis-i şerifte (Az veya çok bir nimete
kavuşan, "Elhamdülillah" derse, Allahü teâlâ, o kimseye bu nimetten daha
iyisini verir.) buyuruldu. Şükredenden Allahü teâlâ razı olur. Hadis-i
şerifte, (Yiyip içtikten sonra "Elhamdülillah" diyenden Allahü teâlâ razı
olur.) buyuruldu.
Şu üç şeyi yapan tam şükretmiş olur:
1- Bir nimet gelince bunu Allahtan
bilip şükretmek.
2- Allahü teâlânın verdiği her şeye
razı olmak.
3- Verilen nimetten istifade edildiği
müddetçe, Allahü teâlâya isyan etmemek.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Din işlerinde kendinden üstün olanı görüp ona uyan, dünya işlerinde
ise kendinden aşağısına bakıp Allaha hamdeden şükretmiş olur.) [T. Gafilin]
İbadete Güvenmemeli
Nimet umumi olunca, herkese gelince insan bu nimetin kıymetini bilemez.
Görmek büyük nimet iken, herkeste göz olduğu için göz nimetine her zaman
şükretmeyiz. Gençler; yaşlanmadıkça gençliğin kıymetini bilmez. Hastalar
sağlığın kıymetini anlar. Fakirler zenginliğin kıymetini bilir. Hayatın
kıymetini de ancak ölüler anlar. Şu hâlde yaşlanmadan gençliğin, hastalanmadan
sıhhatin ve ölmeden önce de hayatın kıymetini bilip şükretmelidir.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Beni İsrailde bir abid var idi. Beşyüz yıl ibâdet etmişti. Kıyamet
günü Allahü teâlâ, "Bu Abidin benim ihsanımla Cennete götürün!" buyurur.
Abid, "Ben ihsan ile değil, yaptığım beşyüz yıllık ibâdetle Cennete girmek
istiyorum." der. Allahü teâlâ emreder, hesabı görülür. Yalnız göz nimeti
beşyüz yıllık ibâdetten fazla gelir. Melekler abidi Cehenneme götürürler.
Abid, "Ya Rabbi beni rahmetinle, ihsanınla Cennete koy." diye duâ eder.
Allahü teâlâ buyurur ki:
"Ey kulum, seni yoktan kim yarattı? [Abid, sen yarattın, der.] Seni
yaratmam, senin tarafından mı oldu, yoksa benim ihsanımla, benim rahmetimle
mi oldu? [Abid, senin rahmetinle oldu, der.] Allahü teâlâ verdiği bazı
nimetleri de sayar. Abid, "Hepsi senin rahmetinle, ihsanınla oldu" der.
[T. Gafilin]
Dil ile şükürde, Allahü teâlâdan razı olduğu ifade edilmelidir! Peygamber
efendimiz, bir kimseye (Nasılsın?) buyurdu. O kimse, (İyiyim.) dedi. Üçüncü
defa sorunca o kimse (Elhamdülillah iyiyim.) dedi. Peygamber efendimiz,
(İşte senden bu cevabı bekliyordum. Bunun için soruyu tekrarladım.) buyurdu.
(Taberânî)
Âlimler, salihler, bir kimseyi Allaha şükrettirmek için (Nasılsın?)
derlerdi. İnsan ya şükreder, ya susar veya şikayette bulunur. Allahtan
şikayet etmek ise çok çirkindir. Kulun Mevlasına zillet göstermesi izzettir.
Mevlayı başkasına şikayet etmesi ise zillettir. Şükür, ihsanını, iyiliği
anmak suretiyle ihsan edeni övmektir. Yani dil ile teşekkür de şükürdür.
Bir grup kimse, halife Ömer bin Abdülaziz hazretlerini ziyarete geldiklerinde,
içlerinden gencin birisi konuşmaya başlar. Halife, (Önce yaşlılarınız konuşsun!)
buyurur. Genç, (Her iş yaşlıya verilecekse, senden daha nice yaşlılar var.
Halifeliği onlara vermek gerekir.) der. Halife gence (O hâlde konuş bakalım!)
der. Genç, (Biz birşey istemeye gelmedik. Üstün faziletinizi, adaletinizi
duyduk. Size dilimizle teşekkür etmeye geldik. Teşekkür edip döneceğiz.)
der.
Ana Sayfa |